..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: alaca0707
Eser Sıra Numarası: 170218eser03


                                                                    “BEN” GÖLGELERİ
      
  Özgüven; savunduklarının arkasından, tüm engellere rağmen koşmaktır. Tüm engellere korkmadan kucak açmaktır.
       
  Fakat ego ise sözlükte bile “ben” olarak tanımlanıyor. Maalesef günümüzde ego ile özgüven oldukça karıştırılıyor. İnsanlar sergiledikleri egoist davranışlara özgüven yaftası yapıştırıp üste çıkıyorlar. Siz onlara gerçekleri aksettirdiğinizde ise, içlerinden geleni yapıyor ve başkalarının ne  düşündüğünü umursamıyor oluyorlar. Çünkü diğerleri başkalarının ne düşündüğünü çok önemsiyor, hatta kendileri gibi olmuyor, onlardan ne isteniyorsa onu yapıyor ve sosyal yaşamda eskiden beri süregelen sistemin bir parçası oluyor ve onu sürdürüyorlarmış. Onlar ise bu sistemi parçalayıp yıkmak için savaşıyorlarmış. Diğerleri bu sisteme o kadar bağlıymış ki, sanki hepsinin fikirleri fotokopi makinasıyla çoğaltılmış gibi aynıymış. Onların ‘diğerleri’ hakkında düşündükleri bu fikir zihinlerinde öyle bir yer edinmiş ki sorgulama gereği bile duymuyorlar. Kendi aralarında diğerlerinin hakkında konuşurken diyorlar ki; “Sakin olun. Fikirleri dinlemeye bile değmez.” Sonra bir başkası diyor ki; “Düşünceleri değersiz fakat neden ben dinlememek için çabalayayım ki? Onları susturduğumuz zaman herhangi bir problem kalmaz.” Sonra diğerleri için bambaşka bir serüven başlıyor.
        
  Sessiz olun! Aman ha, duymasınlar sesinizi! ‘Diğerleri’ onların zihninde yaşamaya devam etsin. Sizler susun, onlar konuşsun. Haklarınızı yesinler, ezsinler ve öne çıksınlar ama sizler konuşmayın ki, onlar ‘özgüven’ başlığı altında korunsunlar. Susmak. Bu eylem biz sesimizi çıkarmadığımız zaman gerçekleşir. Konuşmadığımız, ses çıkarmadığımız, “buradayız” diye belirtmediğimiz zaman. Egoistlik ne idi, ‘ben’ demekti. Önce ‘ben’, sonra ‘ben’, önünde, arkasında, sağında, solunda; hep ben demekti. Peki buna sebep olan hep ‘ben’ miyim? Bu noktada işin içine biraz da sorumluluk giriyor. Akıllılar(!) bir adım geriye çekiliyor ortada ise saflar(!) kalıyor. Fakat bu saflar büyüyor, gelişiyor ve ‘ben’ oluyorlar. Yaşamın içinde hak ve özgürlükler kendilerini belli edince de akıllılar benlerin arasında kayboluyorlar. Safların ben olmasındaki en büyük faktör, fazla gelişmiş özgüven duygusudur. Çünkü asıl olay hedefine bir şekilde kavuştuktan sonra başlar. Sahip olduğun bir şeyi korumak, çoğu zaman ona ulaşmaktan daha zordur. Çünkü biz insanlar olasılıklar zinciri içerisinde yaşıyoruz. Bazen seçeceğimiz tek bir halka hayatımızda o kadar çok şey değiştirebiliyor ki, aklımız hatta hayallerimiz bile almıyor. İlk bakışta oldukça basit ve önemsiz fakat yaşanması gereken olaylar vardır. Bu halkalar arasındaki en zayıf ve en küçük halkalardır ama unutulmamalıdır ki zincirin parçalara ayrılmadan tek bir bütün halinde kalmalarında diğer kuvvetli halkalar ile aynı sorumluluğa ve güce sahiptirler. Bazen en ufak kararlar özgüven duygusunun kendi çizgisini aşıp ego ve kibre evrilmesine sebep olur.
          
  Aslında bu iki duygu siyah-beyaz trajikomik bir pandomime benzer. Oyuncu perdeye çıkar. Ürkektir. Heyecanlanır ve tökezler, seyirciler güler. Çünkü bu eser Charlie Chaplin,in Tramp’inden farksız değildir. Seyircilerin kahkahaları onun alkışıdır. Yüzlerinde gördüğü ifade ona güven depolar ve bir sonraki sahnesini oynar. Zaman ilerleyip oyunun sonlarına doğru ilerledikçe ortada üç adet Chaplin kalır; Tramp yani Şarlo, Şarlo’nun gölgesi ve Chaplin’in yarı gölgesi. En silik olan yarı gölgesidir. Chaplin’in sahneye ilk çıktığı zamanı anımsatır. Chaplin’in kendisidir. Yarıgölgenin bitiminden başlayan ise Tramp’in gölgesidir. Chaplin’in Tramp rolünü özümsediği anı simgeler. Gölgenin bittiği yerde ise Tramp karşımızdadır. En ufak mimiğine kadar her şey gözlerimizin önündedir. Hayat sahnesinde insanların ‘ben’e evrilmesi de böyledir işte. Sahnede kendini belli etmek için tüm özellikleri topladığında yaşamın karşısına çıkarsın. Aldığın tebrik ve teşekkürler sana güven pompalar. Eleştirilirsin ve o eleştiriler doğrultusunda kendini geliştirirsin fakat bir süre sonra eleştiriler pohpohlama oluverir. Sonrasında ise düşmanlar edinirsin. Çünkü meyve veren ağaç taşlanır(!)  Bundan sonrasında ise bir karar verirsin. Dersin ki, “Bu sahnede benim gölgem insanlara eşlik etmeyecekte kiminki edecek?” İnsanlar da bu noktada Şarlo olur işte. Komik bir kostüm ile birlikte kibir ve egolarını da kuşanarak, hayatları sona erinceye kadar inmemek için çırpınırlar. Bazıları bunu başarır. Çünkü yeri geldiğinde silik bir yarıgölge olmasını biliyorlar, kuşandıkları şeylerden arınabiliyorlardır. Bazıları ise, sahneden indikleri zaman bile Şarll olarak kalıverirler. Çünkü özgüven egoya evrildiğinde insanların üstüne yapışır ve bir daha sıyrılmak bilmez.
           
  Keşke herkes Charlie Chaplin gibi olabilse. Sahnede Şarlo, indiğinde ise Chaplin olarak kalabilse. Keşke gözlerimizi sahnedeki en tepedeki noktalara, gözlerimizi kamaştıran ışıklandırmalara kadar dikmesek de Chaplin gibi sahnenin tozunu yuta yuta gölgemizi bırakabilme şerefine nail olabilsek. Keşke ‘ben’lere dönüşmesin de sahnede sadece ‘benliğimizin’ gölgesi kalabilse..