..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: anka1907
Eser Sıra Numarası: 170210eser05


                                        EGOMA DEĞİL ÖZGÜVENİME GÜVENİYORUM

  Benim kendi tanımımca; kendini sadece aynada gördüğü suretinden ibaret sanıp, içini bir türlü göremeyen, kendine emek vermeyen, içini göremediği ve benliğini tanıyamadığı için, kendisini olmadığı ama aslında olmayı çok istediği bir surette göstermeye çalışan insanlarda gözlemlenen, farkındalıksız hareketler bütününe “ego” denir. “özgüven” ise; bütün kendini bilmezliklerden uzak, neyi ne kadar yapabildiğini ve yapamadığını bilen, kendine emek vermiş, aynadaki suretinin dışında ruhunu da gayet iyi görebilen, kendini iyi tanımanın verdiği ferahlıkla çevresine ve kendisine güven veren, azim denilen mucize iksiri her daim yüreğinde taşıyan, farkındalık sahibi kişilerin sergilediği hareketler bütünüdür.

  Bütün dünya insanlarının dün, bugün ve çok büyük olasılıkla yarın da en büyük savaşları her şeyden önce kendileriyle olan savaşları olacak. İnsanoğlunun, sonuçlanması çok zor olduğu kadar, çokta kolay olan kendi benliğiyle verdiği savaş, evrensel bir sorun aslında. Kendine varamamış, yolu kendinden hiç geçmemiş, hep “Ben” noktasında kalmış insanlar, bazen dünyanın kaderini etkileyecek, oldukça yersiz tutumlar sergilerler. Kendini bilmeyen insanlar tarafından, ortaya konulan bu büyük hareketler, tüm dünya coğrafyasını etkileyebilir. Tarihte örneklerine rastladığımız bu tarz olaylarda görürüz ki; egolarına yenik düşen ve bir şekilde menfaatleri gereği bu insanların peşinden giden topluluklar, insanlık tarihine çok büyük zararlar vermişlerdir. İşte bu yüzdendir ki; insan olarak dünyaya gelmiş olan bizlerin en önemli görevi, aslında her şeyden önce kendine yol almak ve kendini tanımaktır. Her birimiz bir birey olarak, yapabildiklerimizi, yapamadıklarımızı ve yapabileceklerimizi iyi tespit etmeliyiz. Sonrasında ise, varlığımızla ilgili ulaştığımız verileri, hayat denilen kısa aralıkta en doğru şekilde değerlendirmeli, özümüze güvenmeli, özgüvenin insana en yakışan duruş biçimi olduğunu hiç unutmamalıyız. Böylece önce kendimizi sonra da bizim benliğimizden yansıyan ışıkla tüm evreni aydınlatabiliriz.

  Bugüne kadar okuduğum kitaplar, yaptığım gözlemler, büyüklerimden dinlediğim örnekler beni özgüven ve ego konusunda bir miktar bilgi sahibi yaptı. Bir miktar diyorum çünkü; bu iki kavram yaşadığımız sürece bizlerde yeni görüşler oluşturmaya çok müsait. Edindiğim bilgiler ışığında ben de yaklaşık iki sene önce kendimi inceleme altına aldım. Bunu bazen planlayarak yaptım bazense kendiliğinden gelişti incelemelerim. Bir olay karşısında, zaman zaman kendimi “Şimdi bu özgüvenimle verdiğim bir tepki miydi yoksa egomu mu kullandım burada?” sorusunun cevabını ararken yakalıyordum. Bu yıl on dört yaşındayım ve hala bu soruyu sorarken yakalanıyorum kendime. Anneme bu durumdan ilk bahsettiğimde, “İnsanın kendi kendisine yakalanması, en güzel yakalanmalardan birisidir tatlım. Zordur kendini bulmak. Bulduğunda tut kendini, sor sorularını ve aldığın cevaplar karşısında mutlaka bir şans daha ver aklına.” dedi. İlk önce neden bir şans daha acaba diye düşünmüştüm. Cevabı bulmam çok çabuk olmadı ama anladım ki; bunu düşünürken bir miktar ego kullanmışım. Bir şans daha evet çünkü; özgüvenimle mi yoksa egomla mı sorusuna her zaman özgüvenimle cevabını veremeyebiliyorum. Sonrasında ise özgüvenimi sağlamlaştırıp, egomu tedavi etmeye gayret ediyorum. Ben ve benim yaşımdaki birçok arkadaşım için hayatımızın bu dönemi, hem akademik anlamda hem de kişisel anlamda oldukça zorlu sınavlar içeriyor. İşte bu noktada içinde yetiştiğimiz ailenin önemi kat kat artıyor. Bizden bu anlamda çok daha fazla tecrübeye sahip, bizi doğru yönlendirebilen bir ailemiz varsa, biz gençlerin tabiriyle egomuzu tavan yapmak yerine, işin özünü anlayıp yine kendimizde buluyoruz çözümü. Ama bu defa özgüven sergileyerek yapıyoruz bunu.

  TEOG denilen bir sınav atlattım geçen yıl. Senenin başında “Yaparız, sınav da neymiş. Altı üstü ne sorabilirler ki?” şeklinde yaklaştığımız, ama alt yapısını çok önemsemediğimiz bu sınav, daha ilk deneme çalışmasında öyle bir çarpmıştı ki yüzümüze gerçekleri, birçoğumuz ”Nasıl yani?” olduk. Yanisi şuydu; gerekli hazırlığımızın olmadığını ve boş bir özgüven sergilediğimizi hiç fark etmemiştik. Ailelerimizin uyarılarını dikkate almamıştık. Sonuç olarak da karşımıza havada uçuşan yanlış cevaplar çıkıverdi. Bu biraz daha masum bir örnek ego için aslında. En azından sonrasında ben ve bir grup arkadaşım hatamızı fark edip, bilmeden bilmişlik yapmayı bırakıp çalıştık. İşte başarı ancak bu farkındalıkla, çaba sarf edince geldi bize. Babamın, “Egosu tavan yapan insanın, kişiliği yerlerde sürünür prensesim. Özgüven, sağlıklı bir kişiliğin teminatıdır.” sözü de beni oldukça düşündüren bir “Özgüven, Ego” karşılaştırmasıdır. Bunun örnekleri etrafımızda gözlemlenebilse de yaşımız gereği çok dikkatimizi çekmemiş. Ancak bu yıl ömrümün “Lise Hayatına Giriş” basamağında “Ego, Özgüven, Kişilik” üçlüsü arasındaki ilişki kendini bana sıklıkla gösteriyor. Şöyle ki; bazen ülke gündeminden konuşuyoruz arkadaşlarımla, bazen yeni gösterime girmiş bir filmden, bazen yan sınıftaki kızın saç renginden, ileride gitmek istediğimiz üniversiteden, hayallerimizden, bazense sokakta yaşayan bir sokak hayvanına olan aşkımızdan. Tüm bunları konuşurken öyle çıkışlar geliyor ki bazılarımızdan. Daha dün öyle bir örnek yaşadım ki, şaştım kaldım. “Bir telefonuma bakar sizin o sokakta sevdiğiniz hayvanları toplatmak. Seviyorsunuz, sonra arabaya binip okula gelene kadar ellerinizde bütün mikroplar. Ayrıca gece boyu havlıyorlar.” dedi bir insan. Sebebi ise o an onun istediği davranışı sergilememiş olmamızdı. Dikkat çekmek istiyordu. İşte bana göre egonun tavanı buydu. Bir canlıyı, bir sözüyle ortadan kaldırabileceği haddine varmakta kolay olmasa gerek. Kendini insan olduğu için bu dünyanın tek hakimi sanması, canlıları bir bütün olarak görememesi, her şeyden de öte yüreğini sevgiyle dolduramaması egonun çok kötü bir örneğini sergiletti ona. Oysa, bir sokak köpeğinin başındaki mikrop, o an hepimizin elimizde tuttuğu telefonlardaki mikroplardan çok daha masumdur. Bunun karşılığında ben de “Benim de bir telefonuma bakar toplattığın hayvanları mahalleye geri getirmek.” dedim. Ama benim ki bir ego atılımı değildi. 

  Tecrübeyle sabitti. Geçen kış yaşamıştık böyle bir durum. Yapılan yanlışı en etkili şekilde anlatabilme yetimize dayanarak, kuralları bilerek, bu konuda yürekten hissettiğimiz bir özgüvenle, belediye yetkililerini arayıp, durumu anlatıp, götürülen sokak hayvanlarının hepsinin aşılı olduklarını belirtip, biraz da olayın takipçisi olunca, yaptıkları hatayı hemen düzeltmişlerdi. Bu ve bunun gibi birçok örnek var günlük hayatımızda. Bir başka örnekte ise gitmek istediğim üniversitenin adını söylediğimde “Iyyy orada mı okumayı düşünüyorsun?  Yurt dışında mı yani? Başka okul mu yok dünyada? Ben hayatta gitmem.” dedikten sonra bahsettiğim okulun hangi ülkede olduğunu bile bilemeyen bir insanla karşılaştım. Yani içimden “Hı hıı o üniversite de “Ne olur bize gel!!!”, diye seni bekliyordu dört gözle.” diyesim geldi ama burada da “Yapılan saygısızlığa saygısızlıkla cevap vermemek, özgüvenin temel kuralıdır.” anlayışım “Gerek yok, boşver”, dedirtti içimden.

  Biz yaşımız gereği bu şekliyle yaşıyoruz ego ve özgüven çekişmelerini. Biliyorum ki yaş aldıkça bu hayatta, daha da artacak bu gibi durumlar. Hatta ego obezi kişilikler çıkacak karşıma. Elbette ki her insan mutlaka hayatının bazı dönemlerinde egosuyla hareket etmiştir. Ancak önemli olan bu durumun farkına varıp, insanın kendi kendine önlem alması ve kişiliğini düzenli olarak kendi özeleştiri noktasına kontrole götürmesidir. İnanıyorum ben, ruhumuzda belirli aralıklarla bakıma girme ihtiyacı duyuyor. Benim iç dünyamın dışa vuran yüzünde, özgüven ile ego arasındaki farkı oluşturan en temel özelliğim de bu bence.  Kendimi, düzenli aralıklarla, elimden geldiğince, tarafsızlık ilkesiyle, kapılarım öz eleştiriye sonuna kadar açık olarak, insanlık kriterleri ışığım olmak şartıyla, yine kendime götürüyor olabilmem. Kimse kusursuz olamaz, ancak bilinçli olmak ve tüm insanlığa karşı kendimizden sorumlu olduğumuzu unutmamak esastır bana göre. -miş gibi davranmaktansa “Şu an bu konuyu bilmiyorum ama araştırıp öğrenebilirim.” demek dünyanın en büyük lüksüdür. Gerçektir ve başkalarının karşısında küçük düşmeye engeldir, erdemdir.