..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: araf1453
Eser Sıra Numarası: 161213eser04


                                                            ZAMANA TUTSAK

    Saniyeler birbirini kovalar, dakikalar birbirine kapanır, saatler acımasızca ilerler. Ölüm hazin bir son ile kıyıya vurur. Yılların sömürdüğü bir hayat çöker zihinlere. Zamanın usulca aktığı, egonun can yaktığı; Özgüvenin bir kum saatinde teker teker dağlandığı...

    Bazen özgüven dağlara bedeldir. Yıldızlar ile güneşin ufak bir dansıdır. Belki de gece ile gündüzün kanlı bir aforizmasıdır. Kendimize duyduğumuz güven bir inşaatın iskeleti gibidir. Temeli sağlam atılmış bir inşaat. Temeli sağlam atılmış bir çocukluk. Hep anne ve babası tarafından susturularak büyütülmüş bir çocuk ileriki yaşantısında düşüncelerini parmaklıklar ardına koyup ruhunu infaz ediyor. Umutları bir mum alevi gibi gitgide yok oluyor. Hayaller, kelimelere tutsak kalmış bir sağır gibi anlamsızlaşıyor. Her şeyi içinde yaşıyor çünkü. İçinde filizlendiriyor, içinde büyütüyor, içinde öldürüyor. Çocuklukta, çevreden gelen en ufak bir hakaret, ufak bir aşağılama çocuğun geleceğini tabuta koyup toprağa gömmek, nefesinde sakladığı umutları da sonsuzluğa uğurlamak demek oluyor. Çocuk bunun önemli olduğunu belki o an hissetmiyor. Ama bilinçaltı nasibini alıyor. Bir hareket ile bir çocuğun özgüvenini şırıngayla damarlarından çekip alırsınız.

Özgüven bir kuşun kanatlarında saklıdır. Özgürce uçup, engin denizlerde kaybolmak. Nasıl kanadı kırık bir kuş uçamaz ise özgüvensiz bir çocuk da yol alamaz. Bazen özgüven; bir çocuğun dudaklarına konan bir tebessümdür. Bazen, kendisini ayakta alkışlayan insanlara yaşlı gözleriyle bakan bir gençtir. Bazen ’’Bunu ben başarmışım’’ diyen yaşlı bir amcanın deli dolu atan kalbidir.

''İnsanın kendisine yapabileceği en büyük fenalık, kendisine olan güvenini kaybetmesidir.'' der Richard Bernedici .
      
Özgüveni bir hamur varsayalım. Bu hamuru az yoğurduğumuzda kıvamsız olurken ,tam yoğurduğumuzda istenilen kıvamı elde ederiz. Peki hamuru fazla yoğurduğumuzda ne olur? İpin ucunu kaçırdıysak neye sebep olur? Kaybolan yıllara, absürt davranışlara...

Ego diye adlandırdığımız davranışsal bir bozukluk her konuda ön planda olmak isteyen, kendisinde olmayan özellikleri varmış gibi göstererek beğeni toplamaya çalışan hasta ruhlu insanların kendilerini tatmin yoludur.

 Ego ve özgüvenin köklerini saldığı ortak bir geçmiş vardır. İkisinin de atası anne babadan gelir. Anne baba o kadar önemli rol oynar ki; bir hayatın ellerinden kaymasına da sebep olur ellerinde can bulmasına da.
 
Her gün takvimden kopardığı yaprakları, insanları ezerek, kendisini üstün görerek geçiren bir adamın geçmişine, bakıldığında  zihnindeki o acı tabloyu, ruhunun kanayan yaralarını ,görmek pek de şaşırtıcı değildir. Geçmişlerinde itilip kalkılan insanlar olduğundan bunun acısını çıkarmak isterler. Zamanın kendilerini değiştirdiğini düşünür  oysa değişen sadece zamandır.

 Etrafındaki kişilere hor davranarak, emir yağdırarak ve bazen karşındakinin hatasından zevk alarak  aşağılık komplekslerini susturmak isterler. Ancak zihninde yankılanan sesi ne zaman ne de mekan bastırabilir.

’’Asla başaramayacaksın ve kimse seni sevmeyecek. Çünkü sen zayıf bir insansın. Seni annen bile sevmedi ’’Nefes nefese kalmış kaçacak bir yer ararlar. O kaçış yolunun kendi geçmişleriyle can bulduğunu bilmeyerek.

Özgüveni eksik kişilerin savunma mekanizmasıdır ego. Ortaya atabilecekleri bir delile adarlar hayatlarını. Özgüven bilende, ego bildiğini sananda vardır. Egolu kişiler hiçbir zaman kendilerini geliştiremez. Bozuk bir saat gibi aynı yerde sayar. Cehaletleri onları besleyen en önemli kaynaklarıdır.

 Özgüvenli bir kişi başkalarının kendisini övmesine ihtiyaç duymaz. Hatta övgüden rahatsız olur. Etrafına şen şakrak kahkahalar atıp alçakgönüllü davranırlar.

 Lakin egolu insanlar; başkalarından sürekli övgü beklerler. Beğenilme kaygısı, ön planda kalma çabasıyla saatleri, ayları hatta yılları arkalarında bırakırlar.

    Saniyeler birbirini kovalar, dakikalar birbirine kapanır, saatler acımasızca ilerler. Ölüm hazin bir son ile kıyıya vurur. Yılların sömürdüğü bir hayat çöker zihinlere. Zamanın usulca aktığı, egonun can yaktığı; Özgüvenin bir kum saatinde teker teker dağlandığı...