..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: ateş1789
Eser Sıra Numarası: 170210eser03


                                                                         İNSAN ZİHNİNE ÖZ GÜVEN

  Bilgi ve beceri bakımından kendini geliştirmek, en insanî uğraşlardan biridir. Günümüzdeki pek çok genç gibi, hayatımın çoğunluğu boyunca kendimi geliştirme heyecanımı ateşleyen barut, sonuç için vadedilen somut ödüller oldu. Belki de eğitim sisteminin getirdiği üzere; sahip olduğum pek çok bilgiyi okul için öğrendim, pek çok yeteneği notlar için geliştirdim. 
  
  Küçük yaşlardan beri, bir şeyler bildiğim ya da yapabildiğim için takdir görmeye, sonuçlar için somut ödüller kazanmaya alıştım. Bunun bağımlılık gibi bir etki yarattığını gözlemledim. Beynimdeki ödül mekanizması tatmin edildiği sürece idden sonra ikinci ilkel yapımız olan egonun, yani “ben”in sınırlarının dışına çıkamazdım. Bu durumun, kendini bir yere kadar geliştirme çaba göstermiş insanların çoğunda gözlemlediğim belirli başlı sonuçları oldu. Öncelikle bu kişilerin etrafındaki insanlara bakıp kendi bilgi birikimlerine sahip olmayan veya bilgiye sahip olsa bile onun üzerinde derin düşünme ve sorgulama yeteneklerini geliştirmemiş olan çoğunluğun farkına vardığında kendilerini özel biri olarak görme ve başkalarını ötekileştirme eğilimi duyduklarını fark ettim. Sadece “ben” diyen ve başkalarının durumlarıyla empati kurma eğilimi göstermeyen bu egosentrik yaklaşım, ülkemizdeki aydın kesimin çoğunluğunun cahil olarak gördüğü kişilerin kendilerinden yapısal olarak farklı olduğunu veya onlar için yapabilecekleri bir şey olmadığını düşünmelerinin sebebi olabilir. Bunun da ülke için olumlu değil kutuplaştırıcı, olumsuz bir etkisi olacağı barizdir. İkincil olarak, benim de geçtiğim bir aşama olmak üzere, kendilerini geliştirme yolunda ilerleyen pek çok kişinin, özellikle de benim yaşlarımdayken, hayatlarını sorgulamaya başladıklarını gördüm. Yetişkinlik dönemi yaklaşınca ve gençler hayatlarının notlar gibi somut ödüllerden daha geniş olmak üzere olduğunu fark etmeye başlayınca yaygın olarak ders çalışma ve öğrenme nedenlerini sorgulamaya başlıyorlar. 

  Öğrendikleri onca bilgi ve becerinin, özellikle de sınavların gerektirdiğinin dışında olanların, boşa gidebileceğinden ve karşılığında para ya da kariyer gibi somut bir ödül almama ihtimallerinden korkuyorlar. Öğrenmenin yalnızca “ben” için; “benim kariyerim”, “benim başarım” için olduğunu düşünmenin, yani egonun bir sonucudur bu da. “Ego”yu aşarak bilmeyi ve yapabilmeyi insanlığın gelişimsel sürecinde daha anlamlı ve daha kutsal bir hale getirebilmek ise ancak ego ile öz güven arasındaki çizgiyi fark ederek mümkündür.
Yaşamımda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturanın sahip olduğum bir özellikten çok bir farkındalıktan kaynaklandığına inanıyorum. Bu farkındalık ise yaşamımın, yani “ben” olarak var olduğum sürenin sınırlı olduğunun bilincinde olarak kendimi bütün bir insanlık kültürünün parçası olarak görebilme farkındalığıdır. 
  
  Kendimi insanlık kültürünün bir parçası olarak görmeye başladığımda öğrendiğim veya başardığım şeyler konusunda özgüvenim arttı. Bahsettiğim öz güven zihnimin kapasitesine, zihnimin öğrenme potansiyeline duyduğum güvendir ve bunun sonucu olarak da zihnimi şekillendirmek için kendimi sürekli zorlama cesaretine sahip olmamdır. Öğrendiklerimin ve bildiklerimin benim bireysel tatminime ne kadar yarayacağını düşünmenin dışına çıkıp “biz”i düşündüğümde oluşan durumdur çünkü bir birey olarak öğrendiklerim insanlığın bütünü için benim fark edilmemden bağımsız olarak önemlidir. 

  Bir şeyler öğrendiğimde, insanlığın binlerce yıl içinde biriktirdiği ortak düşünce ve bilgi mirasını taşıyor olurum, plastik olduğunu çoğu kez düşünmediğimiz beynimi o şekilde şekillendiririm, böylece sahip olduğum özgün bilgi ve beceri kombinasyonuyla yeni bağlantılar kurabilirim. Kendimi geliştirirken o anda bu bilgilerin benim için ne işe yarayacağını anlamam gerekmez, insanlığın sorunlarını çözmede bu özgün kombinasyonun bir silah olabileceğini anlarım. Bilginin potansiyelinden korkarım, ama bir yandan da saygı duyarım. Ego ile öz güvenin arasındaki çizgi “ben” anlayışından “biz” anlayışına bu geçiştir. Tarihsel olarak bakıldığında, daha insanlık tarihinin başlarında, Homo Sapiens’in kendinden daha az zeki olmayan, kendinden daha gelişmiş silahlar üreten ve fiziksel olarak da kendinden güçlü olan Neandertallere karşı üstünlük sağlamasının altında yatan özellik, arkeolojik kazılarda Neandartallarin yaktıkları günlük ateşlere kıyasla insanların yaptıkları şöminelerin keşfedilmesiyle anlaşılmıştır (The Incredible Human Journey). Bu yetenek, insanın yalnızca kendisini ve bulunduğu günü değil, sanat ve kültür çatısı altında birleştiği diğer insan kabilelerini ve sonraki jenerasyonları düşünebilme, yani “biz”i algılayabilme yeteneğidir. “Biz” bakış açısı, insanın hayatına anlam kazandırarak egoyu anlamsız kılar, egonun yerini bin yıllarca insanlık tarafından şekillendirilmiş insan zihnine olan özgüven alır.

  İnsanlar geliştikçe, tarih boyunca çok insanî bir korku pek çok kişiyi pençeleri arasına almıştır: ölüm ve unutulma korkusu. İnsanların çoğu zaman anlam veremedikleri bu korku onları kendileri için, “ben” düşüncesiyle bir şeyler öğrenmeye ve üretmeye, fakat bunları neden yaptıklarına dair, anlamını kavrayamadıkları bir hayat sürmeye zorlar. Fakat bir kişi insan olarak sahip olduğu zihnini çalıştırmaya ve şekillendirmeye devam ettiği sürece neler yaratabildiğine, nasıl düşünceler üretebildiğine, nasıl sorular sorabildiğine ve nasıl olmayan dünyaların dahi hayalini kurabildiğine dair bir farkındalığa sahip olduğunda içindeki ego, kendini geliştirmek için deneme cesaretini alevlendiren bir öz güvene dönüşür. İşte bu öz güven gelip geçici bir kıvılcım değil; dünya kütuphanesinin kitaplarını okumak, dünya bahçesinin meyvelerini tatmak ve evren ile ilgili sahip olabildiğim en üst anlayış seviyesine ulaşabilmek, böylece insanlığın ortak birikimi için özgün bir şey üretebilmek adına sahip olduğum ateştir.