..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: cehennet0181
Eser Sıra Numarası: 161213eser03


ÇATLAKLAR ÜZERİNE SÖYLEM

    Her şeyden önce, bilinen ve bilinmeyenden önce, Tanrı’nın ilk yaptığı eylem nedir, diye soruyorum kendime nicedir. Sahi, Tanrı yalnızken yani tam anlamıyla kendi başınayken ilk ne yapmıştır ? İnsanı yarattığını düşünüyoruz, evet; fakat ben daha da öncesini diyorum, daha da öncesini... Tanrı’nın bu eylemi uygulamaya koymadan önce yaptığı ilk şey ne olabilir? Aklımdan geçeni söyleyeyim: Tanrı’nın yaptığı ilk şey, düşünmek olmuştur. Tanrı düşünmüştür ve kendisinin bilinmesini istemiştir. Kararında bir karar... Adem ile Havva’yı yaratması da bundandır işte.  Yani demem o ki; biz sadece bir düşünce ürünüyüz ama Tanrısal bir düşüncenin...

    Öyleyse hepimiz o çok bilindik hikayeyi düşünelim... Tanrı, uçsuz bucaksız cennetinde yalın bir ağacın meyvelerini – kendilerinin bile henüz bilmedikleri misafirliklerinde – iki kişilik bir yalnızlık çeken bu “tazecik” canlılara niçin yasak etmiş olabilir ? Bu meyvelerin diğer meyvelerden ne daha iri ne de daha diri olmasına karşın bunları farklı kılan nedir ? Gönüllerine merak tohumları ekilir ve bu tohumlar; kısa süre içinde, yerden fışkıran bir gayzer gibi içlerine kök salar. Ne yazık ki düşüncelerine ve merakına esir düşen bu iki mahkum, esaret meyvesindeki özgürlük tadının, onların dünyaya sürgün bileti olduğunu bilmezler. İşte;insanlık ilk kez hırsızlık suçuyla hüküm giyer ve “düşünce” kurbanı(!) olur. Böylelikle Tanrı, yarattığı canlıya kendisinde de bulunan ilk özelliği enjekte etmiştir bile.

     Tanrı haklıdır. Kusursuz yaratıcı; bu kusurlu varlığı –nam-ı diğer binbir parçalı yapbozu- azimle birleştirip, bazı parçaları eksik bırakarak resmetmiş ve bizi, birilerinin adına kainat dedikleri bir arayışa sürüklemiştir. Tam da bu yüzden, haklı bir egoya sahiptir. İşte; bizler de bu yüzden bu maceramıza “irade” adını verdik ve hemen eksik parçaları tamamlama çabasına giriştik. Kimilerimiz en güzel parçayı seçmeyi ve özenle yerine yerleştirmeyi denerken kimilerimiz ise buldukları parçanın bu resmi ne hale sokacağına aldırmadan olanca hızıyla sadece uyumlu parçayı aradı durdu. Daha çok arayıp duracak da...

      Ne gerek var bütün bunlara? Hepimiz çatlaklardan oluşan bir bütünüz ve bir başka bütünü oluşturuyoruz. İçimizde, bu çatlaklarından utanan birçok insan, “kusur” diye algıladıkları bu bütünün kıvrımlarını, öz güvenin aşırıya kaçan günahlarıyla sıvamaya çalışıyorlar. Oysa daha toprağa konulalı şunun şurasında ne kadar olmuşken anmanın bile insanın içine dokunduğu o naif insan, Leonard Cohen, dememiş miydi “ Her şeyde bir çatlak vardır, ışık da böyle girer içeri.” diye? Ne olur egolarıyla yamamasalar bu eşsiz ve derin kıvrımı da, son nefesleriyle nefislerini teslim etmek uğruna bekleseler bu ilahi ışığı ve daha da kutsallaştırsalar bu bütünü?

      Sanırım birileri anımsatmalı birilerine bu çatlakların,Tanrı’nın ruhumuzu içimize üflerken oluştuğunu. Adem’den bu yana, her insan içinde Tanrı’dan bir parça taşıyor. Bir Tanrı parçacığı…Görünen ve görünmeyen o ki; Tanrı, kendi özelliklerinden birazını da bu derin çatlakların ücra birer köşesine saklamış. Öz güven de bu özelliklerden biri elbette fakat her şeyin fazlası zararlı olduğu gibi aşırı öz güven duygusu da haksız bir egoya dönüşme olasılığı taşır. Bu da bir Tanrısal özelliktir ve sanırım en acıklı olanıdır.

     Özetle; her şey düşüncede biçimlenir. Hayatın olağan akışına biraz ara verip sakince düşünmeye vakit ayırırsak bizi, biz yapan yalın öze ulaşabiliriz. Çünkü egoyla öz güven arasında yalnızca bir “öz” algısı farkı vardır,hepsi bu! İster Tanrısal deyin, ister evrim kuramıyla ilişkilendirin;çatlaklarımız utanılacaklarımızdan değildir. Ancak çatlaklarımız varken yok gibi davranmak zavallılıktır. Onlarla ne kadar ışık alıp, onlardan dışarı ne kadar ışık sızdırabildiğimizle ilgilenirsek “insan” olmaya o kadar yaklaşırız.