..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: firari2327
Eser Sıra Numarası: 170218eser12


                                                                     BİR SINIR HİKÂYESİ…

  Hareket halindeki yaşamımızda ardı arkası kesilmeyen olaylarla karşılaşırız. Otobüsle seyahat ederken bir gencin bir yaşlıya yer verişine şahit olabilir, yolda yürürken dikkatsizliğimiz sonucu bir taşa takılıp düşebiliriz. Yaşadığımız, şahit olduğumuz bu olaylar biz farkında olsak da olmasak da kişilik ülkemizi etkiler. Bazen bir olay bir özelliğimizi oluştururken, bazen o özelliğin oluşması için onlarca olay yaşamamız gerekebilir. Gencin yaşlıya yer verişine şahit olduğumuzda "düşünceli olmalıyım" kanısına varırken, taşa takılıp düştükten sonra ayağa kalkıp öylece devam edebiliriz. Ama belki de karşılaşacağımız bir sonraki taşta daha dikkatli olacağız. Gördüğünüz gibi olaylar yavaş yavaş da olsa farklı özellikler kazanmamızı sağlayarak kişilik ülkemizdeki şehirleri, ormanları, gölleri oluşturur. “Özgüven" ve "ego" da bu ülkede fazlasıyla yer kaplayan iki komşu aynı zamanda rakip bölgedir. Bahsettiğimiz özellikler özgüveni ve egoyu oluşturduğu gibi bu iki bölge arasındaki sınır çizgisini de çizer. Bu çizgiyi, çizgiyi çizen ve koruyanları yani “Yaşamımızda özgüven ile ego arasındaki farkı oluşturan özelliklerimiz” i öğrenmeden önce özgüven ve ego bölgelerini doğru şekilde tanımalıyız.

  Özgüven kişinin kendisine güvenmesi, hayata dünyaya karşı içten bir cesaretle yaklaşmasıdır. Fazlalığı ya da eksikliğiyle sorunlar oluşturan bu kavram günlük hayatta sıkça karşımıza çıkar. Ego ise bireyin kendisini diğer bireylerden üstün görmesidir. Ego bölgesinin valisi, yardımcısı “üstünlük” olan “ben” kavramıdır. Bu bölgede kişi doğrudan ben odaklı olduğu için birkaç küçük konuda değil her konuda en olma çabası içindedir. Ego insana “ben en iyiyim” dedirterek kötü özelliklerini görmesini dolayısıyla kötü özelliklerini düzeltmesini engeller ancak iyi olmadığı yargısına vardığı noktalarda da “ben en iyi olmalıyım” dedirterek kendisini geliştirmeye çalışmasına neden olur. Birçok insan fazla özgüvenin egoya dönüştüğünü düşünür. Evet, kısmen doğrudur. Ancak özgüven bölgesine girmek isteyen birisi önce ego bölgesinden giriş kartı almalıdır. Kişi özgüven bölgesine girdikten sonra bu giriş kartını kimliğiymiş gibi kullanırsa ego bölgesine gönderilir. Yani özgüvenin oluşabilmesi için kişinin özgüveni olduğunu iddia ettiğimiz konuda kendisinin iyi olduğunu düşünmesi yani rasyonel bir şekilde egoya başvurması gerekir. Şu unutulmamalıdır ki buradaki ego insana negatif etki yapan ego değildir. Bu ego insanın benliğine işliyor ve zamanla onu köreltiyorsa işte o zaman sürekli kullandığımız anlamıyla insana zarar veren ego oluşur. Sonuç olarak özgüven kişinin kendisine güvenmesi iken ego kişinin kendisini üstün görmesidir. Aralarındaki fark da buradan doğar. Özgüven ile ego arasındaki sınır birçok kişilik özelliğinin organize bir şekilde çalışmasıyla oluşur.

  Ego bölgesi sınır generali: “Bencilik”… Kişinin hayata karşı merkeze “ben” i alarak oluşturduğu bakış açısının kişiliğe işlemiş halidir. Neredeyse tüm davranışlarımızı etkileyerek temel özeliklerimizden birini oluşturan “bencilik”  anlamından anlaşılacağı üzere özgüvenle egonun ayrımında fazlasıyla etkilidir. Özgüven kişinin kendisini belli noktalarda iyi görerek kendisine güvenmesidir. Bunu abarttığı takdirde negatif anlamda ego oluşur. Benci özelliğe sahip kişiler kendisini belli noktalarda değil tamamıyla iyi gördüğü için özgüven doğrudan egoya dönüşür. “Bencilik” özelliğinin karşıtını inceleyecek olursak da kişi kendisini iyi görmeyi abartmayacağı için özgüven, özgüven olarak kalır. Şiir yarışmasına katılacak bir kişiyi düşünelim. Benci bir kişiliğe sahipse şiir yazarken, yarışmaya başvururken, yarışmayı kazanmışsa ödül alırken, ben odaklı olduğu için olayları da ben ile değerlendirecek ve kontrolsüz olarak negatif egoya yönelecektir.
Özgüveni koruyabilmek için varını yoğunu ortaya koyan komutan:  “Alçakgönüllülük”…  Türk Dil Kurumu tarafından kendi değerini olduğundan aşağı gösteren, başkalarını küçük görmeyen, büyüklenmeyen kimse olarak tanımlanan alçakgönüllü, mütevazı kişiler kendisine güvendiklerinde bunu abartmayacak hatta bir üstünlüğü olduğunu kabul etmeyecektir. Dolayısıyla özgüven, özgüven olarak kalacaktır. Tersini düşündüğümüz takdirde ki buna "burnu yukardalık" denilebilir. Kendisi iyi olmasa bile kendisini iyi göstermeye çalışacak, başka insanları alçak görecek sonunda doğrudan ego oluşacaktır. En basitinden günlük hayattaki iltifatlarımızı değerlendirelim. "Bugün çok güzelsin" dediğimiz alçakgönüllü bir kişi bize "o senin güzelliğin" diye cevap verirken aynı cümleyi mütevazı olmayan bir kişiye karşı kullandığımızda "her zamanki gibi" cevabını alabiliriz. Aynı diyaloğu kendisine güvenerek başarı kazanmış kişilerle yaşadığımızda da mütevazı kişilikte özgüven ön plana çıkarken; kendini beğenmiş kişide ego ön plan çıkar.

  Özgüven ile ego arasındaki çatışmada uzlaşmacı bir yol izleyen özellik: “Rasyonel ve objektif bakabilme”…  Kişinin duygularca ya da farklı unsurlarca etkilenmeden, herhangi bir tarafa yönelmeden düşünebilmesidir. Ünlü Fransız gazeteci Alphonse Karr " Herkesin üç kişiliği vardır, ortaya çıkardığı, sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı" demiştir. Rasyonel ve objektif bakarak özelliklerini tanıyan insanın sahip olduğu kişilik ile sahip olduğunu sandığı kişilik arasındaki mesafe oldukça azdır. İş hayatından bir örnek verelim. Ticari bir işletmenin yöneticisi önündeki stratejik hamleleri inceliyor. Kendi şirketinin özelliklerini bilmezken veya objektif olarak değerlendiremezken şirketini bazı noktalarda öyle olmamasına rağmen çok iyi görüyor. Stratejik hamlelerden birini seçip uygulamaya geçtiğinde sonucunda başarılı bile olunsa durum altı boş bir özgüvene sahip. Rasyonel ve objektif bakabilmek diğer özellikler gibi özgüvenin egoya dönüşümünde etkilidir. Özelliklerini doğru bir şekilde değerlendiren kişi kendisini öyle olmamasına rağmen fazla iyi olarak görmez. Sonuç olarak özgüven egoya dönüşmez.

  Bölgeler arasındaki sınırda bir duvar düşünecek olursak bu duvarı ören fiilin “Başkalarına saygı duymak” olduğunu görürüz. Özgüven ile egonun en temel farklarından birisi başkalarının üstünlüğünü kabul edebilmektir. Özgüvenli insan kendisine güvenir. Bunun yanında o konuda iyi olan kişilerin varlığına karşı çıkmaz ancak egolu insan yalnız kendisinin iyi olduğunu savunur. Başkalarına saygı duymak da özgüvene bu konuda yardım eder.

  Hata kabul edebilirlik... Doğrudan giriş yapalım. Egoda hata yoktur, yapılmışsa da hatanın en güzeli yapılmıştır. Özgüvende ise hata kabul edilebilir ki zaten özgüven hata yapmaktan korkmamanın bir sonucudur. Bu özellikte sizleri okullara götürmek istiyorum. Bir matematik dersi öğretmenimiz tahtaya zor bir soru yazıp çözmemizi istiyor. Kısa süreli sessizlikten sonra arkadaşlarımızdan biri parmak kaldırıyor ve soruyu çözmek için tahtaya çıkıyor. Hata yapacak da olsa özgüveni için ona hayran kalıyoruz. Uzun işlemlerden sonra bir sonuca ulaşıyor. Öğretmenimiz yanlış olduğunu söylüyor. Arkadaşımız "Hocam, emin misiniz? Yanlış olamaz, ben yaptım." diyor. O an içimizde oluşan tatlı his yerini kötü yargılara bırakıyor. Bu sefer de arkadaşımızın egosuna hayran kalıyoruz.

  Bencilik, alçakgönüllülük, objektif bakabilme, başkalarına duyulan saygı, hata kabul edebilirlik ve daha birçok özellik yaşamımızda özgüven ile ego arasında bir sınır olmasını sağlıyor. Özgüven ile ego kavramlarının her ikisi de bize fayda getirirken zarar verebiliyor bu yüzden özgüven bölgesinde mi, ego bölgesinde mi durmamız gerektiği konusunda kesin bir sonuca ulaşamıyoruz. Ama kim bilir o sınırdaki özelliklerden doğru olduğuna inandıklarımızı alarak kişilik ülkemizin merkezinde yeni bir bölge kurabilir, yaşamımızda dengeye ulaşabiliriz.