..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: hiçkimse0046
Eser Sıra Numarası: 170216eser07



                                                                            YANILSAMA

  “Sen kimsin?”...
İnsanın özündeki gerçeğiyle, egosuyla, konuşmanın en basit yöntemlerinden biri de bu soruyu yöneltmektir. Öz güvenin varlığı ise verilecek cevapla anlaşılacaktır.

  Öz güven ile ego arasında fark olduğunu sanmak, düşünceler denizinin sığ sularında boşuna kulaç atmaktır. Bu iki kavram arasında "gerçek" bir fark olmadığını görmek için nefes tutup aynı düşünceler denizinde soğuk ve derin sulara dalmak gerekir.
Bu iki kavramla ilgili objektif bir kanıya varmak için genel tabirlerini bilmek ve onları sorgulamak ön şarttır:
Öz güven, kişinin kendi değeri hakkında refleksif hareketidir. Ego ise  (sıfat olarak) çoğu durumda kendini düşünen ve bunu açıkça gösteren, kendini beğendiğini çoğu zaman belli eden kişiliktir.
Peki, bir kişiye egosu veya özgüveni hakkında değerlendirmede bulunurken, bu iki kavramı bir kişiye sıfat olarak yakıştıran etmen nedir?

  Bir kişiye "öz güvenli insan" ya da "egoist insan" yargısında bulunmada, yargıda bulunanın çıkarı etkendir. Örneğin; kendine güveni yerinde olan, bir işi yapabilme potansiyelini kendinde bulan, cesaretli bir kişinin diğer insanlar üzerindeki izlenimini ele alalım: Bu kişi yakın çevresindeki insanlarla olumlu ilişkiler kurabiliyorsa yakın çevresi tarafından "öz güvenli birey" değerlendirmesi yapılır. Aynı kişi başka çevreyle olumsuz bir iletişime geçerse çevrenin aleyhine bir durum olduğundan "egoist insan" değerlendirmesi yapılacaktır.  Peki, bu kişi kendince egoist midir yoksa öz güvenli mi? Yaşamında öz güven ile ego arasındaki farkı sorulsa nasıl cevap verir?

  Bu soruya objektif bir cevap vermek için kişi ya egosunu gizlemeyi bırakarak kendisini açık edecek ya da sadece “susacaktır”. Elbette çoğunluk,  objektif bir yanıtın kendine çıkar getirmeyeceğini düşündüğünden susmayacak, egosunu açık etmeyecek ve "alçak gönüllülük" yanılsamasına başvuracaktır, farkında olsa da olmasa da. Çoğunluğa “ego ile özgüveni arasında fark oluşturan özellikleri” sorulduğunda, çevreye “iyi” görünme ahlakı sebebiyle maskesini takacak ve “alçak gönüllülük” temalı bir kompozisyon yazacaktır. Çünkü elemeyi geçebilmek için okuyucunun bu yazılarda “ideal insan” tipi görmesi istenmektedir. Bu nedenle çoğunluk, egoyu gizleme yolunu izleyecektir.

  Arthur Schopenhauer, "Kendi çıkarımız, hükmü tamamıyla yanlış kılar." der. Çünkü "çıkar" hükmü kendi faydasına göre verdirendir. Sübjektiflik sağlar. Ancak objektiflikte çıkara yer yoktur.
Yalnızca kişi egosunu açık etme gibi riskli bir hareket sonucunda çıkar sağlayacaksa kendisi hakkında objektif bir değerlendirme yapabilir. Sizin  “özgüven ile ego arasındaki farkı oluşturan özellikleriniz” sorunuza vereceğim cevabı nesnel kılma ve cevabımdaki fikri benimsetme amacımdan dolayı hakkımda objektif değerlendirmede bulunuyorum. Bu soruda istenen cevabı değil var olan gerçeği dile getiriyorum. Elenme pahasına kendimi riske atıyorum ama yine de doğruyu söylüyorum. Toplumun “kendini bil” dayatmasına inat ben “kendim olmayı” tercih ediyorum. Kişi bu durumda değilse, sadece aynalara karşı dürüst olabilir.

  Şimdi  ise "öz güven" ile "ego" kavramları arasındaki yanılsamanın ortaya çıkardığı "egoizm" ve "alçak gönüllülük" kavramlarını incelemek için biraz daha sorgulama etkinliği yapmak istiyorum. Böylece durum gerçek haliyle daha net anlaşılacaktır:
Egoizm genel tabiriyle kişinin çıkarları doğrultusunda hareket etmesidir. Alçak gönüllülük ise kendisi hakkında yapılan olumlu değerlendirmelere müteşekkir olma ve bazen bu olumlu değerlendirmelere layık olmadığını belirterek alışılagelmiş bir şekilde nezakette bulunmaktır.”İyi” karakterin göstergesidir.

  Bu iki kavramın tanımı, yanılsama etkisindeki bakış açısıyla algılandığı takdirde görülecek ve desteklenecektir. Bu yüzden çok az kişi alçak gönüllülüğün, egoizmin bir makyajı olduğunu fark eder. Alçak gönüllülük egoizmin makyajıdır çünkü bireyin her eylemi, kendi çıkarı içindir. Acıdan kaçma ve bitmeyen haz isteği eylemlerine yön verir. Bu sebepten alçak gönüllülük hamlesi de egoizmin zeki hamlelerinden sadece biridir. Örneğin çevresi tarafından "alçak gönüllü" olarak görülen birey kendisine yöneltilen olumlu değerlendirmelere karşı kısaca "teşekkür" mesajını ileterek  değerlendirme yapan kişiye; kendisine fayda sağladığı için mutlu olduğunu ve bu yüzden onu sevdiğini  belirtir. Ayrıca egosunu gizleyerek kendini insanlara sergiler. Bütün bunları yapmasının sebebi ise etrafındaki insanlara karşı "onlarla eşit" olduğu imajını vererek onların egolarını okşaması ve böylece onları kendisine fayda sağlayacak duruma getirmeyi istemesidir. Böylece kişi sosyalleşecek; teşekkürüyle ve "eşitlik" imajıyla en "temiz" faydayı sağlayacaktır. Aslında kişi yapılan olumlu değerlendirmelerle kendini üstün görme yolunda ilerlemektedir. Thomas Hobbes bu konuda, "Zihnin tüm neşesi, tüm coşkunluğu,  insanın kendisini başkasıyla kıyaslayarak üstün görebileceği bir kimsenin varlığına dayanır." der. Eğer yarışmayı kazanırsam bu başarı için beni övdüklerinde egom beslenecek, her fırsatta bu başarıyı ön plana çıkarmak isteyecek. Ama eğer çevreden “egoist” yerine “özgüvenli” değerlendirmesi almak istiyorsam bu başarımı çevrenin dile getirmesini beklerim ve alçak gönüllülük hamlesini yaparım.

  Şimdi ise "egoist bireyi" ele alalım: Bu kişi kendini tıpkı alçak gönüllü insan gibi sever ama egosunu açık etmekten çekinmez. Bu hem bir acizlik göstergesi hem de cahilliktir. Acizdir çünkü insanlar tarafından takdir edilme ihtiyacı fazladır. Bu sebepten egosunu açık ettikçe insanların onu daha çok takdir edeceğini düşünür. Cahildir çünkü takdir edilmek için diğerlerinin egosunu okşama gerekliliğini bilmemektedir. Egoist insanı bu kadar olumsuz değerlendirsek de en büyük erdemi egosu hakkında dürüst olmasıdır. Ama dürüstlüğünün kendisine faydadan çok zarar getireceğinin farkında değildir. Dürüstlüğü, gerçek yüzünü fark edeceğimizden “bize” fayda sağlayacaktır.
             
  Peki, ben kimim? Asıl soru bu olmasına rağmen en son bu noktaya değinmemin nedeni bu soruya verilebilecek cevapların gerekçelerini belirtmek istememdir. Benim kim olduğumu da bu gerekçeler doğrultusunda cevaplayacağım:
Öncelikle objektif olmak zorundayım. Tamamen objektif olmamın tek yolu vardır. Bu yoldan gittiğimde cevap şudur:’Ben hiç kimseyim!’  İşte bu yol çıkardan sıyrılmaktır.  Albert Camus’ nün, "Ben, ben, ben; aziz yaşamımda hüküm süren ve her söylediğim şeyde işitilen nakarat buydu işte." sözü durumu özetler. Eğer bir nakaratsa duyulmak istenen "alçak gönüllülük" derim. Peki, bunu demem toplum için faydalı biri olduğum halde egoist olmadığım anlamına mı gelir? Hayır! Bu iki kişiliği ayıran "gerçek" bir özelliğin olmadığının farkındayım. Böyle bir özelliği varmış gibi göstermemin yararıma olacağını bildiğimden egoma maske takarak "alçak gönüllülük" cevabını veririm. Bunu sağlayan ise zekâdır.  Asıl cevap ise, yaşamımda ego ve özgüven farkı oluşturan özelliğimin zekâm olmasıdır. Çünkü zekâm sayesinde bu ikisi arasında bir yanılsama yaratırım ve böylece etrafıma ve asıl hedefim olan kendime fayda sağlarım. 

  Çevre egomu besleyecek değerlendirmeler yaptığında alçak gönüllü davranır ve egomu saklarım. Ama bilirim ki herkes gibi özümde sadece kendi çıkarlarımı düşünen, çoğu insan gibi özümü saklayan zeki bir egoistim. Herkesin aynası olan ‘hiç kimse’  bir soru sorarak fayda sağlamak ister. Sen kimsin? Hala masum olduğunu sanan kör bir şeytan mı, yoksa masum maskesi taktığını fark eden bilge şeytan mı?