..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: hilal1234
Eser Sıra Numarası: 170210eser01


                                                          BEN BİR HAYAL KIRIKLIĞIYIM

  Sabahın erken saatleri… Perdenin arasından sızan güneş, geceden kalma yağmur damlalarını yok etmiş. Açık unuttuğum gece lambası acıtıyor gözlerimi. Yorgunum hayli. Dört duvar, yayları çıkmış bir yatak ve boyaları sökülmüş kitaplığım… Sabahları ayrı bir hüzün kaplıyor bedenimi. Bedenim, kişiliğim, ben nelerden oluşuyorum? Kendi olduğum şey miyim yoksa insanların olmamı istediği şey mi? Benlik ve dış dünyanın ilişkisinden ortaya çıkan kişiliğim. Kişiliğimden doğan arzularım, arzularımın doyurduğu egolarım, egolarımı yapılandıran özgüvenim, toplumdaki yerim… Toplumdaki yerimi anımsıyorum. Hayır, hayır… Pardon, anımsayamıyorum! Kimseye güvenmemeliyiz. Peki ya kendine bile güvenmiyorsa insan? Kendine bile güvenmeyen bir insan sosyal yaşamda bir yer edinmek istediği zaman kimse almıyorsa yanına. Toplumun duvarların ardına itip yok saydığı hayatların son nefesinde boğuluyorum.

 Kahvemi alıp salona geçiyorum. İçimdeki çekingenliği dışarı çıkartıp sol cebime koyuyorum. Arka sokaktaki çocuk sesleri açık penceremden içeri girip, çarptığı duvarlarda yankılanıyor. Yüksek sesle şarkılar açıyorum geçmişe dair. Gözlerimi kapatıyorum gelişigüzel düşüncelerime son sürat arabalar çarparken. Çeyrek asırlık ömrümde bugüne dek sormaktan kaçtığım bütün soruları soruyorum kendime. İşte insan ruhu, toplumsal gerçeklerle karşılaştıkça bazı isteklerini doyurmak ister çünkü büyüdükçe fark ediyoruz ki beğenilmek istiyoruz, sevilmek istiyoruz, iyi bir üniversite kazanmak istiyoruz. Zamanla öğreniyoruz dış dünyada ayakta kalmanın bir çeşit kuralı var, önce kendini sevmek. İşte ego! “Ben kimim?” diye sorduğunda insan kendine, cevap bulamıyorsa, birileri yanında varken korkuyorsa kendi olmaktan, hatta bazen biraz daha yaşamaktan. Sanki bir uçurumun kenarındayım. Sanki o an bir çeşit deprem oluyor da yaşamak, bütün imkanlar varken ve hiçbir neden yokken  yaşamak, çekilmez oluyor.

 Ürperiyorum ve sırf bir ses olsun diye televizyonu açıyorum. Magazin programlarını es geçip bilimsel detaylara atlıyorum. “Özgüven eksikliğinin sebebi baskıcı ailelerdir!” diyor televizyondaki ses. “Hadi be oradan!” demek geçiyor içimden, diyemiyorum. Çocukluğum geliyor aklıma, utanıyorum. Tanıklık edenleri unutmuşum. Annemin eteğinin dibinde ses çıkaramazken bakışları çarpıyordu üzerime insanların. Dururlar, bakarlar, geçerler, giderler ve unuturlar. İnsanlar çoğuldur, insanlık tekil… Aynanın karşısına geçtim. “Bu ben değilim” diyemedim. “Ben kimim?” diye sordum tekrar. Emin olun bu daha kötü. Siz bir beden görüp “Bu bana ait değil.” diyebilecek kadar tanıyorsanız kendinizi fakat “Bu ben miyim?” diyebilecek kadar yabancıysanız? Endişe duydum ve kalkıp bir sigara yaktım. Yatıp bir sigara daha… Küllüklerim taşıyor. Ailem… Babamın vesikalık fotoğraflarını tütsülerimle yakıyorum, annemden kalan hatıra küpelere gözyaşlarımı akıtıyorum. Özgüven eksikliğimin sebebi olan ailemin arkasından yas tutuyorum. Tek başıma yas tutmak anlamsız kılıyor acımı, tanımadığım   insanların  cenazelerine katılıyorum.

 Sevgili babam, çok egoist bir adamdı. Ego; Latince bencil demek,  Ankara’da bir çeşit otobüs şirketi, din kitaplarında Tanrı’nın bir vasfı… “Sadece egoları olanların Tanrıları vardır.” diyor yazar.  Sevgili annem, özgüveni yüksek bir kadındı. Özgüven, insanın kendine olan güveni, kişisel gelişim kitaplarının ana karakteri, benim hayatımın yan karakteri… Ego, kendimizi ne sandığımız ya da bizi ne sansınlar istediğimizle ilgilidir. Özgüven, kendimizi ne sandığımızla, aslında ne olduğumuz arasında bir fark olmamasıdır.

 Peki ben? Ne anneme ne de babama benziyordum. Kirpiklerimden parmak uçlarıma kadar güvenmiyordum kendime. Mesela benim babama karşı gelmeye cesaretim olmadı. Dolmuşta “Müsait bir yerde…” demeye, arayan bankaların yüzüne telefonu kapatmaya, bir lira farkla aldığım menüyü büyütmeye, tüm okulun önünde şiir okumaya, aşık olduğum adama “Seni seviyorum.” demeye cesaretim olmadı. Ama ben yaşadım. Her şeye rağmen yaşayabileceğime  inandım. Ne demiş Rocky Balboa; “Kendine  inanmaya başlayana  kadar  kendine ait bir hayatın olmayacak.” İnanmaya başladım  ben de.
  
 İnanmak; siz hangi tanımları koyarsanız koyun ego ve özgüvenin evlatlık çocuğudur. Yüksek egosuyla “Her şeyi en iyi ben yaparım!” diyen bir babayla, “Ben bunu yapabilirim.” diyen özgüveni yüksek bir annenin hiçbir şey yapamayacağına inanan evlatlık çocuğuyum. Kırılmış saçlarımdan, çatlamış dudaklarıma kadar özgüven eksikliğiyle doluyum. Sıra bende.    
       
 Beni tanıdınız mı?  
     
 Merhaba, ben hayal  kırıklığıyım.