..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: incekalem2001
Eser Sıra Numarası: 170218eser05


                                                                            SON YALNIZLIK

  Sabahın ilk ışıklarının denizde oluşturduğu parıltılar ve nazlı meltemin yapraklarla yaptığı dans şehre güzel bir sakinlik veriyordu. Güneş kızıl rengini altınsı bir sarılığa bırakırken bu sakinlik yavaş yavaş bozuluyordu. Ben ise bir apartman dairesinde duvara asılı bir vaziyette önüme geçip dışarıya çıkmak için son hazırlıklarını yapacak insanları bekliyorum. Şöyle bir bakıyorum da şu ana kadar ben ve arkadaşlarım her yerde bulunmuştuk: bir genç kızın çantasında, bir otomobilin içinde, kuaförlerde ve daha birçok yerde… Bundan dolayı hayat heybemde binlerce farklı insan var. Ben bir aynayım. Şimdi sizler için anılar defterimden birkaç yaprak koparabilir miyim?
         
  Bir huzurevinde sessizliği hıçkıran bir aynaydım. Karşımda yılların yorgunluğunun saçlarına tel tel döküldüğü yaşlı bir ihtiyar oturuyor. Huzurevindekilerin yalnızlığıyla tanıdığı bu adam bana dalgın dalgın bakıyordu. Uzun süredir devam eden yalnızlığının sebebini arıyor olmalıydı ve bana sorular yağdırmak istiyordu. En sonunda düğümlenmekte olan boğazından boğuk bir ses çıktı:’’Neden? Neden bu yalnızlık?’’Bu soru karşısında bir ayna olarak her zamankinden daha durgun ve donuktum. Cevabı bulabilmesi için ona görüntüsünü tüm ayrıntısıyla, netliğiyle vermeye çalıştım ki elimden tek gelen şey buydu. Belki yüzündeki çiziklerden, yaralardan anıları depreşir ve ona geçmişinde seyahat edebileceği bir yol açabilirdim. İşte işe yaramıştı, geçmişe doğru uzun bir yolculuk yapmak için hafızasının en ücra köşelerine girmeye çalışıyordu.  Elini o buruşuk ellerinin arasına alıp düşündü. Sonra tam pes etmişken elindeki o derin yarayı fark etti. Sahi ne zaman olmuştu bu derin yara? Evet, evet hatırlamıştı. Tıpkı şimdiki gibi benim karşımda oturuyordu. O gün işten kovulmuştu. Patronunun sıkıca tembihlediği bir dosya konusunda o bilgisini bu işi yapmak için çok fazla olduğunu düşünerek bu uyarılara kulak asmamış ve olanlar olmuştu. Yanlış doldurulmuş olan dosyalar şirkete büyük miktarda zarara uğratmıştı ve kaçınılmaz son gerçekleşmişti. İşte bu durumun verdiği sinirle ağzına geleni söylemeye başlamıştı. Müdürün kendisinden daha iyi birisini bulamayacağına inandığı için patronun ona geri döneceğini düşünüyordu ve bu düşünceyle bir süre sakinleşmişti. Bir saat sonra bir arkadaşından gelen mesajla yerine birisinin işe girdiğini öğrenince çıldırmıştı. Bağırıyor, çağırıyor etrafı yıkıyordu. İlk defa bu kadar korkunç göründüğünü hatırlıyordum. Tam sinirinin yatıştığını düşündüğüm anda bana sert bir yumruk atmıştı. Kalan parçalarımla baktığımda elinin kanlar içinde olduğunu görmüştüm. İşte bu yara o zaman açılmıştı. İşte bu kötü hatıra diğer anılarının anahtarı oldu Ve başka bir anısının kapısını açtı. Şimdi 18 yaşında genç bir delikanlıydı, yine her zamanki gibi arkadaşlarıyla buluşmuş ve onlarla derin bir sohbete dalmıştı. Bu derin sohbetin konusu da mahallenin hem yetim hem öksüz bir çocuğuna ne olacağıydı. Arkadaşları sohbetlerin çoğunda iyi fikirler üreten bu delikanlıya son fikrinin ne olduğunu sordular. O da tüm alçakgönüllülüğüyle fikrini açıkladı: Ona ben bu acılı hayatında bir süreliğine hem ana hem baba hem de kardeş olurum ‘’dedi. Bu büyük özgüveni arkadaşı tarafından takdir edildi. Kimsenin de bu delikanlıdan kuşkusu yoktu. O yaşına göre oldukça fedakâr, bilgiliydi ve gerektiğinde cesurdu. Kendisi de gayet memnun olmuştu bu kararında ve daha sonra unutamayacağı anılar yaşamıştı onunla. Adeta o hüzün tutsağı çocuğun tüm kederini bir daha ortaya çıkmamak üzere gömmüştü. Büyüyünce de kendi yolunu çizmesi gerektiğini söyleyip yanından ayrılmıştı. Onu çok sevmişti. Şöyle bir baktı da ne çok fark vardı gençliğindeki yaşamıyla şimdiki yaşamının arasında. Bu düşüncelerle uzun ve sağanak bir yağış başlamıştı gözlerinde.

  Şimdi kendini sorgulama zamanıydı yaşlı adam için. Nasıl olmuş da bu kadar değişebilmişti her şey?  Neydi onu bu derece sevgisiz bırakan,  neydi onu kendine her zaman haklı gösteren, neydi ona bu gereksiz cesareti veren şey? Bulmuştu cevabı, tatmin olmayan egosuydu cevap. Gözünü kör eden, onu cehaletin rezil kollarına iten, kendisini yalnızlığın bu derecesine mahkûm eden canavar oydu. Çok geç de olsa anlamıştı. Bundan sonra en azından hayatının son yıllarını yalnız geçirmemek ve iç huzuru bulmak için egosunu infaz edecek kıskançlığın pençelerinden kurtulacaktı. Kendine verdiği bu sözlerin ardından kalktı ve mahallesindeki öksüz ve yetim çocuğu daha doğrusu kardeşini bulmak için çıkış kapısının olduğu koridora yöneldi. Gitti, gitti ve koridorun karanlığında gözden kayboldu. Tıpkı kaybolacağı yalnızlığı ve egosu gibi…