..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: kartopu1908
Eser Sıra Numarası: 170215eser02



   ÖZ BEN-LİK  
                                                                                                   
  İnsan varoluşundan bugüne hep arayış içinde olmuştur. Bu arayış; yer, zaman, kişi arayışı olabileceği gibi insanın kendi benliği üzerine de olabilir. Bu süreçte, durmadan yuvarlanan çamura bulanmış bir top misali ne gördüyse kendine ekler insan. Duruluğunu bozan bu parçalardan kurtulmak istemesiyle varlığını fark etmesi eşzamanlı gerçekleşir. Bu sadeleşme isteğine yaygın adıyla ergenlik denir. İşte bu noktada kişiliğini etkileyecek iki önemli kavram vardır: öz güven ve ego. Ve bu iki kavram arasındaki fark sanılanın aksine ince bir çizgiden çok daha fazlasıdır.

  Öz farkındalık, ego ve öz güven arasındaki hattı keskin bir şekilde çizer. Çünkü ego, kendine ait olmayana sahip olma ihtirasıyken öz güven var olandan emin olmaktır. Neler yapabileceğinin yani kabiliyetinin farkında olmak yalnızca insanın kendini tanımasıyla mümkündür.

  İnsanın benliğini keşfetmesi sonu görünmeyen derin bir kuyuya kendini bırakması gibidir ve sadece bu cesareti gösterebilen kişiler öz güvene sahip olur. Bu bakımdan cesaret de öz güvenle egoyu ayıran bir husustur. Ancak buradaki cesaret soyut şeyler üzerine düşünülmelidir. Yani paraşütle bir dağın yamacından atlama cesaretiyle her ne kadar hoşuna gitmeyen bir özellik olsa da bunun kendinde olabileceğini kabul etme cesareti aynı kefeye konulmamalıdır.

  Hayata karşı kararlı bir duruşunun olması hedeflerine giden yolda insana yardım edecektir. Planladıklarını adım adım gerçekleştirmek gelecek planları için heyecanını körükleyecek ve gittikçe kendine duyduğu güven artacaktır. Ancak yola çıkış amacından küçük ödüller nedeniyle sapan kişiler geçici bir zafer yanılgısına kapılacak ve asıl amaçlarını unutacaklardır. Bu da bir süreliğine başarmış hissedip çabalamayı bırakmalarına neden olacaktır.

  Kültürel birikimin artması insanın sosyal statüsünü artıracak ve vizyonunun genişlemesine neden olacaktır. Gelişen dünya görüşüyle kocaman bütünün içindeki ufak bir parça olduğunu algılaması insanın kendini anlamasına olanak sağlayacaktır. Bu da öz güveni beraberinde getirecektir. Fakat kendini bir bütünün tamamı olarak görmek ya da ufak bir parça olduğunu kabullenmemek egonun bir sonucudur.

  Tevazu ve kibir içimizde çokça çatışan iki unsurdur. Bu çatışmanın sonunda ağır basan tevazu öz güveni, kibirse egoyu perçinler. Rumi’nin “İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır./ İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.” sözüyle de anlatmak istediği gibi tevazu varlığına en yakın olduğu, kibirse bu yanılsamaya kapıldığı andır.
 Egosunun esiri olmuş kişiler nihayetinde kötü bir olayla karşılaştıklarında durmadan esen rüzgârın yarattığı devinim içinde sürekli yalpalanan bir yapraktan farklı olmadıklarını düşünürler ve bir nevi varoluş boşluğuna düşerler. Öz güvenli kişilerse “Meşe ile Saz” hikâyesindeki saz gibi fırtınanın geçmesini bekler, metanetlerini korurlar.

   Ego ve öz güveni birbirine zıt iki kutup veya birbirinin içinde yer alan iki kavram olarak değerlendirmek bizi hataya yöneltecektir. Çünkü ego ve öz güven birbirini tamamlayan bir bütündür. Ve durmadan esen rüzgârı oluşturan da bu bütündür. Yani egolu insanların yalpalandığı yer aslında önceden anlamlandırmaya çalışmadıkları kendi içleridir. Başka bir deyişle ego ve öz güven insanın ta kendisidir. Bu yüzden insan var olduğu sürece bu iki kavram da var olacaktır.