..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: kelime4422
Eser Sıra Numarası: 170217eser27


                                                                                    BEN’İM

  Adımlarında bir eda vardır insanın, bencillikten öte; bencillikten ziyade. İnsanlara yoramaz nefsindeki beğenilme arzusunu ve içine sığdırmaya çalışır “ne güzel olmuşum” ları. Özüne güvenir, özünü bilmez. İşte burada devreye girer ademoğlunun zaafları, gayelerinin temelleri, arzularının yöntemleri… Her egoyu başlatan özgüvendir. Bir dışlanmışlığa son vermek için dünyevi bağları bir boş vermişliğe itmek, tabiri caizse “aamaaaan ne olursa olsun” laflarıyla bir özüne güven başlatmak bireyde birtakım paradokslara yol açar. Egoizm çukuruyla mücadelesinde çevreden arzuladığı lakin belli etmediği ilgiyi görerek, güvendiği özünden sapmaya; bir uçuruma adım atmaya devam eder. Veyahut boş vermişliği süregelen tepkisizliklere boyun eğer ve bireyin özündeki öze güven bütün doğallığı ve istikrarıyla devam eder. Benim özgüvenimle egomun arasındaki fark da buradan geliyor.
               
  İçinde yaşamak tüm ilgiyi, gerçeklikte buluşamamak hiçbiriyle. İçte cevap verdiğin sualler gerçekte yöneltilince içinde bulunduğun topluluğa bir anda parlarsın-kendi ütopyandaki sürekliliğin devamını umarak-ve içinden geçirdiğin cevabı haykırırsın, doğruluk kaygısı duymaksızın bütün özgüveninle. Özgüven budur işte: yaradılışından gelir ve tüm doğallığıyla senden eksilmeden, seni üzmeden iç dünyandaki tecrübelerini dışa yansıtır. Bu yansımalar doğruluk payı kazandıkça birey özgüvenine, özünde fazla güvenmeye başlar ve özünden saparak benliğinden kopar. Egoizme sürüklenir. Ben sürüklenmeden egoma tutunurum, tabi egomu özgüvenime bağladıktan sonra. Benim özgüvenimle egomun arasındaki fark da buradan geliyor.

  İçini yansıtmak ve çelişmemek gerçekle. Zamanla doğallığa değil ezbere kaptırmak kendini. Bireylerin zaaflarından biri de budur, zamanla doğallığını yitirmek. İçinde sahip olmasa da bazı yetenek veya yetilere, sahip olduğunu “doğal olmadan” aniden iddia etmek. Daha sonra bu yetilere sahip olmadığının defalarca yüzüne çarpılması ve yine de törpülenememesi özünden kopan özgüveninden yitirilmiş egonun. Artık bu noktada birey yitirilmiş bir hevestir, soğumuş bir ademdir. Geri dönüşü olmayan yola adımını çoktan atıp, zamanını doldurmuş ve yaşamdaki tadı kendisi için sonsuz kere kısıtlamıştır. Ben egomu özgüvenimle kısıtlarım. Benim özgüvenimle egomun arasındaki fark da buradan geliyor.

  Tasdik amacı güden bazı bencil soruları olur bireyin. “Ne kadar da mükemmelim değil mi?” der birey, güzelliğinin derecesini soramadığından. “En iyi ben bilirim.” der birey, daha iyi bileni soramadığından. “Sen ne bilirsin(!)” der birey, şakasını egosuyla gizleyemediğinden. Bireyler böyledir işte, bu bireyde benim işte… Kaynar kanım korkumdan, atarım adımlarımı içimden ve korkusuzca; temkinimi yitirdiğimden kızarım kendime, haklıysam da egomu tatmin etmekten korkarım. Yılmadan, tükenmeden içimi tüketmeden benliğimi sürdürürüm. Ani parlamalarımı yadırgasa da insanlar ben okurum bildiğimi, lakin gerçek manada okurum bildiğimi. Egosuna yenilen okur bilmediğini. Sınırlarımı ben çizerim, sınırlarım “Ben’im”dir. Bildiğimi “Ben’im” belirler ve sunar insanların iç mücadelesinin ve kendi iç-dış mücadelemin ortasına. Benim özgüvenimle egomun arasındaki farkı benim kendi sınır duygum belirler, ben bu duyguya “Ben’im” diyorum, “Ben’im” duygumu yitirmemek benim özümdür. Ben buna güvenir, bundan medet umar ve benliğimi “Ben’im” e emanet ederim. İçimizdeki “Ben’im”leri yitirmememiz dileğiyle…