..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: kutu5757
Eser Sıra Numarası: 170217eser20



                                                                  ÖZGÜVENLE EGO KÜMESİ 

  Dünya bu, malumunuz üzerinde yaşıyoruz. Belki parmaklarımızla saymaya kalksak aşağı yukarı otuz bin güncük için buradayız. Hâlbuki bu yaşam zarfında tanıdıklarımız parmakla sayılamayacak kadar çoktur, çokça da sınıflandırılabilir, tabi bahsettiğim ayrım; anatomik yapıya, iyilerle kötülere, bitter sevenlere sevmeyenlere, tembellere çalışkanlara belki otobüste biri gazete okurken yan gözle gazeteyi okumaya çalışıp çalışmayanlara göre bile ayrılabiliyorsa ben; buradaki “tek sanığı”, hepsinin atası  bir o kadar da neden olan karakteristik özellikleri gösteririm. Bu tarz yollarla zihninizde belli belirsiz oluşturduğunuz alanlara istediğiniz gibi yerleştirdiğiniz, kendinizce fikir edindiğiniz bu insancıklar ordusu içinde kimileri "Tanıdıklar Sokağı"nızın sessiz sakinleridir.            

  Onlar, hayatınızda olanca kuvvetleriyle ister karşınızda koca bir gökdelen ister gökyüzünün kendisi kadar yer edinsinler; öyle kimseler vardır ki kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz  Demirkazık(-lar) gibidir. Onları her zaman görmeniz gerekmez dolayısıyla hayatınızda çok büyük yer kaplamalarına da gerek yoktur ama yine de böyle bir yarı gölgelikte dahi her şeye rağmen istedikleri oranda dikkat çekerler. Tabi buradaki tek fark Demirkazıklardan bir tane olmamasıdır. Bu kişiler kendileri istedikleri için parlarlar ve şahsiyetlerini ön plana çıkarmaları ağır basar sadece bir gün bile görseniz kafanızın içindeki odalardan birinin anahtarını alırlar ve oraya çakılıp kalırlar ama zaten böyle özelliklere sahip kişilerle her gün görüşüyor da olabilirsiniz. Kim bilir, belki sevdiğiniz biridir, nefret ettiğiniz ya da neler hissettirdiğini anlayamadığınız... Buna sebepse o insanların, özgüvenlerinin baskın olmasıdır. Esasen  ikinci bir şıkka daha rastlarız yakınlarda, adınaysa "ego" deriz. Deriz pekâlâ da neye dayandırmalı bunları? Aslında sorsak ne de güzel tanımını yaparız ikisinin birden değil mi? Hem de her birimiz... Ya farkları nelerdir?  Evet, günümüzde iç içe geçmiş fakat göremediğimiz iki küme gibi duruyor olabilirler. Hatta buna dayandırarak "Özgüveni yüksek insanların egosu vardır." çıkarımı da yapılabilir, yanlış olmamakla birlikte. Bense, kendime bahşettiğim yüksek müsaadeyle, konuyu daha derinden irdelemeliyim diye düşünüyorum ya da radyoyu açıp sakinleşmeli, biraz kendimi dizginlemeliyim. Sonuçta ikisinin de fazlası zarar bünyede, üstü kalsın.

  “Ama”lar da havada uça dursun şu ortada olan bir gerçek ki aradaki en keskin fark niyetin kendisini uygulayabilme alanı bulup bir de filizlenip baş göstermesiyle oluşmakta. Maalesef, bu niyete dönüp baktığımızda her ne kadar en belirgin özellik olma unvanına sahip olsa da kaynağı belirsizdir ve istediği her yerde biter. Bulabildiği küçük bir delikten baş veren ve her şeye yukardan bakan çirkefleşmeyi seven bu niyet biraz olgunlaşınca da altı çizilebilir boyutta bir kelimeye dönüşür. Kim bilir, belki sirkeli suda bekletirsek yenebilir bir düşünce olarak da karşımıza çıkar. Tabi bazı bünyelerde hazımsızlık da yaratacaktır elbet, normal de bir şey bu fakat ister kabullenin ister kabullenmeyin tüm dayanaklar bundan geçiyor. Özellikle de karakterimizi daha çocukluk çağında ailemiz ve çevremizle oluşturduğumuz hakikati bariz ortalıklarda dolaşıyorken. Bir de üstüne “kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan” atasözünü ekleyip temellendirmeye güç katarsak bununla felsefede tartışılmaya devam eden birkaç konuyu dahi bitirebiliriz herhâlde. Ne niyettir ki her şeye kadir gibi gözüküyor değil mi? Ama niyet ister istemez ego ya da özgüven kavramlarından birine bir beden büyük gelmekte. Zira birinde karşı tarafı rahatsız etme amacı güden, bir diğerinde karşı tarafı rahatsız etme amacı güdülmeyen durumlardan bahsediyoruz. İsim vermek gerekirse de özgüven arama motorlarında karşımıza çıkan anlamlarına karşın  kendimizi ne sandığımızla, kendimizin ne olduğumuzun arasındaki farkın sıfıra yakın olma durumunun benimsenmesi sonucu oluşur. Beş yaşındaki kardeşime göreyse : "Kendinle barışık olma." Ego ise bu durumun benimsenememesi sonucu kendini öne atmanın göze sokulmasında yatmakta.

  Okurken burada soluk almak gerekiyor sanırım. Geçiş yapmak zor olsa da oradan buraya ,tekrar günümüzün alışılagelmiş kafasının içine girersek, insanlar bu konudaki ayrımı kişiler üzerinde orantısız bir o kadar da adaletsizce yapar. Aslında burada bir suçlu olup olmadığı ki size ahlaki açıdan bakınca var gibi dursa da boşuna hiç bakınmayın hayatınıza, onu sahibi olduğunuz dar açılı iki gözle bulamazsınız. Günah keçisi de böyle aranmaz ki zaten. Aksi takdirde hepimiz suçlu çıkarız. Bir bağlaç da buraya koyunca göreceksiniz ki bir sebebe bağlanamasa dahi bir şekilde şahsiyetlerini ön plana atan bu insanları sevmeyi başardıysanız, onlar gözünüze özgüveni yüksek bireyler olarak gözükmekte. Yok, eğer ki sevememişseniz yahut size bu yapısal durum batıyorsa o kişi egoist biri olarak damgalanıyor gözünüzde ve şayet onlardan biriyseniz farkında bile değilizsinizdir muhtemelen. Hoş biliyorsanız da önemi yoktur çünkü çoğu zaman yanınızda sizi saran insanlar vardır, içinizdeki sizi okşayan birileri…
Bunun yarattığı etkiler dibinizdekilerce daha doğrusu sevenlerinizce makuldür, diğerlerineyse abartı gelir. Sonra da birbirinden ayırt edilemez hale gelen bu kavramlar ortaya çıkıp derinlerden bir yerden dayanamayıp bağırırlar "Kimiz biz?" diye. Ait oldukları yerleri ararlar fakat evsizdirler, sahiplenilmek de istemezler. Onları sokakta başıboş bulan birileri ise ait olduklarını düşündükleri yerin kapısına bırakır tekrar onları. Zile basar ve kaçar. Kapı açıldığındaysa bazılarının, kimi insanlara yakıştırdığı bu kavramlar sırtınıza biner ve insanların düşüncelerinden aldığınız yüklere dönüşür. Öyle ki biz yüklenilen bu kanlı canlı ağırlıkların onlara ait olup olmadığını çok büyük bir ilkelliğe dayandırarak buluruz. Tartısı bozuk olan bir duyguyla… Biliyorum ki üçüncü şahısları yargılamanın yolu eskiden de böyleydi şimdi de böyle oluyor, sonra da hep böyle olacak.

  Biraz yavaşlayıp şunca anlatılanları özetlemek gerekirse veyahut uzatmak… Biz insanlar bu kavramların ayrımını yüzyıllardır sadece sevgiyle yapıyoruz. Belki de gerçekten bildiğimizi sandığımız, herkesin sahiplendiği ama kullanamadığıyla tek şeyle...
Sanırım radyom bozuldu. Ben hangisiyim, sormam gerek…



önceki eser / sonraki eser