..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: leyla9999
Eser Sıra Numarası: 170216eser05


                                                           AYNANIN GÖSTERDİĞİ

         Uzun uzun  bakıyorum aynaya. Gözlerimin içine… Göz bebeklerimden içeriye…Koca- man bir girdaba… Ruhuma… Baktıkça yuvarlanıyor zaman, karışıyor mekan. Zaman yuvar- lanmayı bıraktığında, mekan karışa karışa bulduğunda rengini; varıyorum bir kuyunun başı- na. Elimde minik bir ayna… Aynada gördüğüm yüz, benim yüzüm değil. Küçük bir kız çocu- ğunun yüzünde gördüm, kendimi. Bir kuyunun başında, kuyunun derinliklerine inmeye korkarken ruhumun derinliklerine göz dikmiş bir çocuğum. “O çocuk yumruklu dev, o dev yumruklu çocuğum.” Yaşam savurunca bir tekme, dev sanırım kendimi. Unuturum ellerimin küçük bir ço- cuğun elleri oluşunu. Hırs bürür gözümü. Eğilmiş belimi zaafiyet sanar, dimdik duruyor ro-lünü iyi oynayabilmek için uzun sopa yutarım.
        
  Aynaya uzun uzun bakınca göz bebeklerimden içeriye süzüldüğüm girdaba yenik dü- şüşüm bundandır. Çıkaramayışımdandır içimden o uzun sopayı.
        
  Heeeyyt,ben yenerim seni hayat. Gerekirse “tutam tutam” koparıp yere attığım saç topaklarını umursamayışım gibi bulutları da yerim “tutam tutam”.
       
  “Tutam tutam bulutları yiyen zenci kadınım” ben. “Kirpiklerimden sızan kanlı kızıl ateş” kül eder “karanlığından oyulduğum vahşi ormanı”. Söylemek isteyip de içimde biriktirdiklerim harlar, “kirpiklerimden sızan kanlı kızıl ateşi”.
     
  Kızıl ateşimin geldiği yer Tanrı ise eğer; çamurdan değil, kendi egosundan yemeğe tuz atarcasına serpiştirerek yaratmış bizleri. Cehenneminde yakmak için yarattığı ateşin nefesiy- le üflemiş ruhumuza. İtaatin cennetini yarattığı ferahlığı vermiş ateşin yanında, sinelim diye köşemize. Lakin ne egosundan beslenen cehennemin ateşini ne de itaatkar cennetinin ferah- lığını eşit dağıtmış. Hele ki “bulutları tutam tutam yiyen zenci kadınlara” öyle bir üflemiş ki o  ateşten, gönlü feraha erememiş bu kadınların.
     
  Ben o kadınım.“Boynunu alkış alkış kasideler saran” kadın. “Simsiyah saldıran hem hoy- rat hem yırtıcı kadın”.”Omuzlarının gücü yıldızları yukarıda tutan” kadın. “Temeli kanla bes- lense de uzamayan” kadın. Hayatı yendim diye kasılırken “her ölen pişman öleceğinden” son nefesinde yenik düşen kadın.

  Olmak vardı Lilişan. Kahraman Lilişan. “Dünyada şarkılar misali yaşayan” Lilişan. “Zalim rüzgara yelken gibi açılan” Lilişan. “Kalbi yıkanmış çamaşır gibi temiz” Lilişan. Tanrı’nın egosunu besleyen ateşten az, ferahlıktan çok üflediği Lilişan.
    
“O çocuk yumruklu dev, o dev yumruklu çocuk” neredesin sen? Elinde ayna kalakalmış kız çocuğu, neredeyim ben?
Korktuğum kuyunun en dibine vururken kendimi, varmışım ruhumun derinliklerine. Şimdi bir yanım cehennem bir yanım cennet. Bir yanım ateş bir yanım ferahlık. Solum Lilişan’ın “en yiğit besteler söylenirken” ona, özgüveniyle durduğu meydan; sağım “bulutları tutam tutam yi- yen zenci kadının” “kirpiklerinden sızan kanlı kızıl ateşin” egoyla harlandığı orman.
       
  Bense yürüyorum ince bir çizgide. Bekler beni ince çizginin sonunda; “yorgunluğu döne döne sonbahara ulaşmış”, “kurtalan treni’nde unutulmuş kız çocuğu”.