..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: nişaire6834
Eser Sıra Numarası: 170218eser02


                                                                           MUCİZE
       
  Kendime saygı duyuyorum, kendime...Hayat denen bu tek perdelik oyunu kendi kimliğimle oynamak istiyorum. Güçlü bir oyuncu olmak için saygı rolüne bürünüyorum. Sahneye umutla çıkıyor, şefkatle selamlıyorum konuklarımı. Üç birlik kuralı repliklerden sahneye iniyor: Sev, hisset, yaşa! Böyle oynanıyor tiyatro yalnızca. Bazen yorulunca unutuyorum replikleri, suflörü arıyor gözlerim. Tam yılmış, yalnız kalmışken sahnede kulağıma fısıldıyor Mevlâna:” Kendini okyanusta bir damla sanma, bir damlanın içinde kocaman bir okyanussun.” O zaman anlıyorum işte perdenin ardındaki gerçeği. Başından beri tüm kelimeler zihnimde şarkı söylerken bulamamışım orada kendimi. Suflör ya da herhangi birinden önce kendime ulaşmalıydım belki de. Gizemli ruhumun ardındaki kelimeler cennetine. Şiirler kadar uzun, roman kadar kısa. Yıldızlar gibi parıldarken sahnede papatya kadar naif olmak...Benliğime ulaşmak işte asıl mesele...
     
  Güven pelesenk olmuş dilimize. Kitaplarda, billboardlarda, diyaloglarda… Bazen sebepsizce güveniriz herkese, her şeye. Sımsıkı sarılırız ama elimizden kayar gider bazen gitmez dediklerimiz. Son elvedasıyla uğurlarken seni, geriye sadece sen kalırsın. Her şey geçer biter, evvel zaman içinde kalbur saman içinde olur. Geriye sadece Keloğlan kalır. Rapunzel kuleye hapsolur, yine bir başına. Hayatta her şey bu kadar hızlı tükenirken sen kendini farkında ol. Özgüven dediğimiz kavram buradan doğuyor. Gidenler olur elbet. Ama daha sen buradasın. Yaşıyorsun ve daha çok güzel günlerin var. Kendin ol ve yaşa içindeki gizemli ruhu. Onu tanıdıkça yitirdim sandığın çok değerli bir şeyle karşılaşacaksın; sevgi. Sen ruhunu, hayallerini tanımazsan asla sevgiyle, aşkla tanışamazsın. Kendini tanıdıkça çok güzel bir şeye sahip olacaksın; özgüven. Elinden uçurma bu rengarenk balonu. Her balonda sen varsın. Sahip olduklarına sımsıkı tutun, sakın bırakma. Özgüvenin yürekteki anlamı; sahip olduklarınla bir bütün olmak, kendin olmaktır zaten. Kendine, yüreğine, hayaline sahip çık. Sonra istersen tüm gökyüzünü kucaklayabilirsin.
       
  Kelimeler Tevfik Fikret edasıyla arayış içindedir çoğu kez. Kitaplara gömülür çıkmak istemezler oradan. Sözlüklere yansıyan sadece düşüncelerdir. Hissettirdikleri ise bambaşka. Harflerin intizamlı sırası ahenkle dans ederken bazen müzik bazen partner değişir. Tıpkı benliğime olan saygımın göstergesi özgüven ve benliği dev aynasında yansıtmaya çalışan egolarımız gibi. Özgüven ve ego arasındaki koca aynaya ve onun varlığından habersiz olanlara sesleniyorum. Aynalar bazen gerçeği olduğu gibi yansıtmaz. Gün gelir farklı gölgeler belirir ruhun miratında. Hiç görmek istemediğin görüntü hayatın oluverir.7 yaşından 70 yaşındaki haline bakmak gibi. Sen hala aynı sensin. Değişen zamandır takvim yapraklarında.7 yaşında başlayan bir arayış serüveni vardı yüreğimde. Elimde bir pusula nereye diye. Farklı karakterler, hisler, hayaller…Ruhumda yaşamımı boyutlandıran, kimi zaman “deli cesareti” kimi zaman ayaklarının üzerinde durma yetisini veren varlığı hissettim. Gerçek olan o idi. Ama o güçlü, kendine güvenen ve gayet başarılıydı. Onun ardında saklanan başka bir güç daha vardı. Aynı şeyi söyledim zannedip farklı dilleri konuşan. Egonun ruhumdaki sesi. İyi ve kötü diye ayrılıyordu ruhum ikiye. Kötü taraf ben her şeyi yaparım, ben herkesten iyiyim, ben…Öznelerle dolu bir yığın cümle. Karşılaştırmalarla oyalandıran bir fikir kargaşası. Aslında bunlar motive edici sözlerdi. Ama kendini Kaf dağına çıkmış zannedip de balkondan el sallayan durumuna düşmek onur kırıcı olurdu gerçekten. Evet kendime güveniyorum. En başarılı insan değilim belki ya da en zengin ama hayat nasıl yaşanırmış biliyorum. Kitabımın yanına kahvemi alıp başka dünyalara seyahat edebiliyorum. Kendimi yüceltmiyor olduğum gibi kabul ediyorum. Kendime olan merhametim, içimde büyüttüğüm 7 yaşındaki çocuk besliyor ruhumu. Bazen öpüyorum kanayan yerlerimi, can kırıklarını söküp atıyorum, içimde bırakmıyorum o kırıkları. Ruhuma sahip çıkıyor, karakterimle var oluyorum. Özgüven de denilen içimdeki çocukla beraber serüvenlere atılıyorum. Bir tren vagonunda bazen bir satır arasında. Evliya çelebi ile seyahatte, bazen Sait Faik’in mavi denizinde…Kendimi ben yönetiyorum. El aleme kapılar kapalı. Kim ne der diye düşünmek çok geride kaldı. Ben kendimi fethetmeye çıkmışken arkama dönüp bakmam ne denli doğru olabilir ki? Ben koca bir yüreğe, adımlarımı doğru atmam için lütfedilen özgüvene sahip olduktan sonra…Benim için ben olduktan sonra. Koca tekneyi hareket ettiren yelkenli misali benim ruhum da özgür olup uçsa! Kendine olan güveni ve berrak mavisiyle…Bir yelkenli olsa ve uzansak sonsuza...Nazım’ın özgürlük mısralarıyla…
    
  İnsanlar bir gün kendini sevecek, sevmeli. Fiziki görünümün modası artık geçecek. Kalpler konuşacak, herkes susacak. İnsanlar bir gün karşılıksız sevecek ama moda olduğu için değil, insanlık için. Benliğine kavuştuğu için. Kendini sevecek ve kendini yaşayacak. Maskelerini takıp egosunu önüne siper etmeyecek. Artık hakkımda ne derler diye düşünmeyecek. Beğenilme, kabullendirme arzusu olmayacak. Nasıl mutluysam öyle yaşarım. Duyguların anahtarını tutuyorsam elimde, gider o kapıyı açarım. Pandora’nın kutusu artık açılmalı belki de. Mutluluk dağıtmalı dört bir yana. İnsanlar kendisini bulamadığı için sığındığı ego duvarını yıkmalı. Önce kendini sevmeli, gülüşünü, bakışını, ruhiyatını…Açıp okumalı kendini, açılmalı derinlerdeki okyanusuna, uçurmalı balonunu gönül semalarına…Hayallerinden akşam yemeği yapmalı ve doğmalı sürekli küllerinden. Koklamalı artık yeni günün güllerinden. Alıp kendini karşısına bir şiir yazmalı gamzelerine. Kendinin hâkimi, polisi olmalı önce. Kimse yargılamadan onu o en naif dille uyarmalı kendisini. Bir damla okyanusken kendisini bırakmalı yeni ufuklara. Gökkuşağını çağırmalı her yeni güne. Güneş gibi doğmalı geceye, ay gibi yansımalı hayallerine. Kendi dünyanı kurmalı oraya sana özel konuklar davet etmelisin ara ara. Raskolnikov’dan, Mr. Darcy ‘ye, Genç Werther hep seninle. Küçük Prens hayallerinden sana bir hediye. Sen en güzel kitapsın, kâinattan en büyük mertebe. Aslında yaşamın sırrı kendini tanımaktan geçer. Tanımak, hissetmek ve o olmak. Kendini kendine armağan et. Özüne, sözüne, yüreğine güven. O seni yanlış adrese götürmez. Bu sır en büyük hazine. Sen eşsiz birisi olarak doğdun baştan ayağa. Sakın kendini yaşamadan ölme, kopya olma efsane ol, şiir ol, aşk ol, ne olursan ol ama bu dergâhtan vazgeçme. Güzel bir ayna ol ve oradan kendine gülümse…
     
  Ben sözcüğünü yinelesen de defalarca özünü, benliğini keşfetmeden” ben” olman mümkün değil. Ben diyebilmek için bir serüven yazmalısın kendine “Ruhun Merkezine Yolculuk” …Eleştirmek ya da yorum yapmak için önce tanımamız gerek içimizdeki çocuğu. Cam kenarına geçip birkaç müzikte duymalıyız sesini, melodiler kuytuda saklanırken. Çayımızı alıp balkonda izlemeliyiz Kaf dağını. Zirve denilen yerin büyüsü kalmadı artık içimizde. Çünkü benim içimde koca bir çınar var; umut kokan, ben kokan. Özgüvenle besliyorum ruhumu, yaşamımı. . Ne eksik ne fazla, zirveyi yüreğine taşıyan eşsiz dostlarımla yudumluyoruz çaylarımızı. Yolun sonuna gitmeyi, uçurumdan düşecekken kanatlanıp uçabilmeyi, beni yaşamayı öğreten özgüven tüm mütevazılığı ile bizimle her daim. Ego duvarlar ardında, diğer aynanın karşısında sönüp giden bulutlara selam salarken ben o bulutlarda hayallerimi yaşıyorum. Tanımasaydım içimdeki koca çınarı, yok olup giderdi ömrümün baharı.

  Hayat bir film gibi. Bazen komedi bazen trajedi…7 yaşından 70 yaşına inişler çıkışlar var sürekli. Doğaçlama oynarken rolünü, suflör gibidir güven, inanç, umut, cesaret …Şişkin duygulara, aşırılıklara kaçma. Tutun kendine. Sen zaten koca bir dünyasın. Sen her doğan güneşe yeni bir umutsun, her kitaba ve her yazara. Özgüven dediğimiz şey zaten sensin, en sade halinle. Yönetmen de sensin, hâkim de. O zaman silkelen gel kendine. Otur artık tahtına, başarılarınla, mutluluğunla, hüznünle, yenilgilerinle. Kendin ol, kendin gibi görün. Egonu maske yapıp da başkası olma. Başka kimliklere boğulma. Kendini yaşarsan özgüven ile egon arasındaki o koca aynayı hissedersin. Kendi yolunda git doğru adresi zaten bulursun. Dev aynaları yok et hayatından ve en güzel aynandan kendine tebessüm et. Yeni bir ağaç yükselsin yeni güne. Bir damla okyanustan göklere...Mucizeye ihtiyacın yok çünkü sen zaten eşsiz bir mucizesin…