..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: olric1867
Eser Sıra Numarası: 170216eser06


                                                          BİR AY'A BAK BİR DE AY'I GÖR
                
  Karanlık bir geceden tüm umutların solduğu bir anda zifiri karanlıktan çıkarır bizi Güneş. Hüzün bulutlarıyla kaplı kara kış günlerinde parlar bize yukarıdan. Zorluklara karşı göğüs germemizi, baş eğmememizi, her daim emin adımlar atmamızı öğütler. Demir gibidir Güneş'in göğsü. En karanlık gecelere bile başkaldırır.
                
  Oysa Ay öyle midir? Sahte bir ışıkla karanlıkları aydınlatmak ister. Başaramadıklarının üstünü Güneşle örtmeye çalışır. Bununla da kalmaz her gün kılıktan kılığa girer. Bazen yüzünün tamamını gösterirken; bazen çeyreğini bile göstermez. Hatta yukarıda olmadığı günler bile vardır. Attığı adımlardan emin değildir Ay. Yavaş ve tedirgin adımlar atar, korkusuz gözükmeye çalışarak.
                
  Hakikat nedir? Bizi gerçekten aydınlatan nedir? Güneş mi, Ay mı? Çevresinde gezinen Ay'a inat, sokak lambalarına inat bize başarısını gösterdi Güneş. Peki ya Ay? Kabullenemedi, Güneşin üstünlüğünü. Kendi yeteneklerini hiç aramadı benliğinde.  Dönüp bakmadı kendine. Portakal ağaçlarından yayılan eşsiz koku olabileceğini düşünmedi hiç. Belki de o kadar güzel yetenekleri vardı ki keşfetmediği, keşfetmek istemediği... Hep Güneş’i kullandı. Güneş'in ışığını kendi ışığı gibi yansıttı bize. Geceleri yeryüzüne gökten parladığı için övündü durdu sadece. Koyu mavi gecelerde koyu maviliklere yansıdığı için onur duydu kendiyle. Oysa Ay onur duyarken bile dalgalar arasında boğulmamak için can çekişiyordu. Dalgalar bile istemiyordu bu haksız gururu. Ay'ın mağrur tavrına vahşi hayvan gibi karşılık veriyorlardı fakat Güneş çıkıp gelince tepeden bir bebeğin uykusundaki duruluğuyla kucak açıyorlardı ona.
                
  Peki insanoğlu bilmiyor muydu hakikati? Güneş'i kullanan Ay'ı göremeyecek kadar kör müydü? Hayır. Yalnızca sustu insanoğlu bu tiyatroya. İzin verdi Ay'ın kendini üstün göstermesine. Çünkü Ay hiçbir zaman kabullenmeyecekti Güneş'i. Hiçbir zaman boyun eğmeyecekti bu üstünlüğe. ''Hep ben!'' diyecekti. ''Ben en iyisiyim. Ben en üstünüyüm! Benden başka kimse -Güneş dâhil- üstün olamaz!''
                
  Güneş'in üstüne tam oturan bir takım elbiseydi özgüveni, başarılı iş adamlarının giydiği. Hâlbuki Ay bu takım elbiseyi giymeye çalışan biri. Başkasının fikrini almadan, hep kendi dediği olsun isteyen. Çalışanlarının başarısını kendi başarısı gibi gösteren, onlarla övünmek, ''Biz yaptık.'' demek yerine kendini öven ve ekibinin başarısını yok sayan biri. Başarı kimin başarısıydı? Tabi ki ekibin. Bina tek tuğladan oluşmaz ki başarı yalnızca bir kişinin olsun. Onun yaptığı, her şeyi kendi yapmış gibi göstermektir. Sanki ondan üstün olamazmış gibi kendisini yargılayanları da kabul etmez hayatına. Ego ve özgüvenin ayrıldığı yol buradadır işte.

  Güneş ne zaman yere düşse daha sağlam kalktı ayağa. Hep daha sıkı bastı yere ayaklarını. Demir göğsünü gururla kabarttı başarılarına. Başardıkça daha emin, emin oldukça daha başarılı oldu hayatta. Ay ise zamanla kendini kendinden soyutladı. Gittiği her yerde ben Güneşten daha iyiyim diyerek uzaklaştırdı Dünya'yı, Mars’ı, Venüs’ü kendinden. Zamanla yalnız kaldı, herkes tek tek gitti. Bir baktı masada tek sandalye kalmış... Geriye dönüp baktığında bütün yaptıklarının bir tiyatro olduğunu anladı. Bizi aydınlattığı ışığın özünde kendinin olmadığını, Güneş'in gölgesinde yaşadığını anladı. Güneş göğsünü gökte şahlandırırken kendisi benliğini unutup rol yapmıştı. Ego ile özgüven arasındaki ince ve kırılgan çizgiyi aşmıştı.