..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: seyyah1552
Eser Sıra Numarası: 170217eser17


                                                                                    BEN VE BEN OLMAYAN

  “ Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” demiş Mevlana. Bu sözü ile bize yüzyıllar öncesinden olmadığımız kişilikten, benlikten uzak durmamız için öğüt vermiş ve özenle belirtmiş ki   “ Ne olursan ol gel…” diye. Oysa biz ne yapmışız? Olmadığımız kişileri oynamış ve bir gün bile asıl benliğimiz ile yüz yüze gelmeyi göze alamamışız.

  İnsanoğlu kendisinde olmayan özellikleri sanki varmış gibi gösterdiği gün başladı temizlik görevlileri işe. Ve o gün her geçen saniye yalanlarla, daha çok kirlendi dünya. Aslında cesareti, özgüveni eksikti bu insanlığın. Başarısızlık, kıskançlık ve bencillik çoktan ele geçirmişti bedeni. Egonun da tek ihtiyacı olan bedendi zaten. Sahte kimliklerle yüzlerce kez suçüstü yakalanan ego için durmak yoktu. Özgüven dışarıda başarı kazanırken o nasıl rahat uyuyacaktı? Sahnedeki alkışlar onun için olmalıydı. Kendi sahteliğinden daha da sahte olan alkışlar... Ya sen? Ya ben? Köle miydik bu sahtelikte? Soruyorum kendime: “Ben bu kadar cesur muyum egoma açtığım savaşta?”

Cesurum ve biliyorum ki “İnsan, kendini yalnızca insanda tanır.”*

  Ego, insanın kendinde olmayan özellikleri aslında varmış gibi göstermesidir. Özgüven ise kişinin kendi beceri ve başarılarının farkında olmasıdır. Ego için sadece “ben” varken, özgüven mütevazı bir tavırla örter başarısını. Ego için her ne kadar önemli olan gösteriş olsa da, özgüven için sade bir dil iletişimde yeterlidir. Aslında egoyu da bu kadar eleştirmemeli, onu da insanoğlu yarattı sonuçta. Acımasızca eleştirdik, başarısızlığını yüzüne vurduk ve en önemlisi ilgisiz bıraktık. Ego, şiddetten ve fazla otoriteden doğdu. Var olmayanın üzerine bir hayat kurdu ve sonra da bu hayatın arkasına saklandı. Oysa bilinçli ailelerin bilinçli yetişen çocuğuydu özgüven. “İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsin/ Ya nice okumaktır”** Dolayısıyla benliğinden bihaber olan ego için hayat adil değildi. Yıllarca haksız adalet var, diye bağırdı yerleştiği kimliklerde. Baktı duyan yok, o da rol yaptı, hayata şanslı başlayanlardanmış gibi. Biz ise onun sahteliğini gerçek sanıp alkışladık, ellerimizle onu bu kadar acımasız yaptık. Egoya “Senden bir şey olmaz.” dedik henüz içinde bir güven kırıntısı varken. Biz o güveni de kırdık. Özgüveni ise sevgi ile yetiştirdik. Önce ona biz güvendik ve inandık. Sonra da cesareti aşıladık. Başarısı, tatmin olmanın dışında saf ve bir o kadar gerçekti. Ego ise en çok buna itiraz etti çünkü onun dünyası gerçekten çok, hayal ve tatmin üzerine kuruluydu. Belki de egoyla özgüven arasındaki çatışmanın nedeni Thomas Hobbes’un “İnsan insanın kurdudur.” deyişinde gizliydi. Hobbes’a göre insanlar doğuştan eşittirler ve bu da beraberinde amaçlarına ulaşmak için de eşit bir düzeyde olduklarını gösteriyordu. Oysa bazı amaçlar, aynı anda iki kişinin erişimini engellediğinde çatışma doğdu. Bu çatışmalar rekabet savaşını çıkaran kıvılcımlar oldu. Rekabet savaşa dönüştüğünde ego, merhamet duygusunu yitirdi. Adil oynamadı; palavralar, abartılar ve şiddetti cephanesini dolduran. Her şeyi yapabilirdi ve istediği her şeye sahip olabilirdi sözleriyle. Gerçekte ise bir cephe vardı yıkılmayan: Ufak bir başarı. Gerisi havada kalmış, süslenmiş bir toz bulutuydu savaştan kalan.

Yıllar geçti, ego büyüdü ve yalanlarını temizleyen görevliye “Ben kirletmesem sen işsiz kalırsın.” diyebildi. Çünkü aslında kendini alıştırdığı en büyük yalan; kendisi dışında olan herkesin, kendisine ait olmayan her başarının bir hiç olmasıydı.

  Böylelikle kendi çapında ufak bir başarı daha kazandı: Görevlinin özgüveni. Belki de yapabildiği tek işe olan saygısını utanca çevirdi. Oysa ne önemi vardı yaşın, cinsiyetin, yapılan işin ya da statünün? Ego, hayali statüsüne sarılan bir yalnızdan başka bir şey olamazdı artık. Ne bir temizlik görevlisinin geçim sağlarkenki o yüce huzuru ne de olgunluk düzeyi vardı telaffuz ettiği kelimelerde. Egonun tek vukuatı bu değildi tabii.
Yüzlerce insanı aşağıladı kendi tatmini için, yüzlerce ego yarattı otoriter baskısından ya da eleştirilerinden. O kırdıkça, güveni özgüven yapan bedenler korktu ve güçlü durmak adına egodan yardım aldılar. Oysa katillerinin eline, onları katleden bıçağı tekrar tekrar verdiler. Peki ya sen katiline geri verdin mi bıçağını? Ben vermedim, savaşacağım sonuna kadar. Çünkü inanıyorum ki insanoğlu şiddete, baskıcı otoriteye karşı savaşını kazandığı gün ego doğmayacak bir daha. Tek bir sorun var ki ben inanıp konuşmadıkça, sen görüp sustukça egolar çoğalacak fakat temizlik yapacak görevli kalmayacak.
               
*Goethe
**Yunus Emre