..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: ulusçu3013
Eser Sıra Numarası: 170217eser25


                                                                      BENLİK ÇIKMAZI

  Birey belirli bir bilinç düzeyine eriştikten sonra, toplum içinde kendine yer edinme çabası içine girer. Benlik, genetik özelliklerin de payı olmakla birlikte, bu çabaların sonucu olarak oluşur ve şekillenir. Ortaya çıkan kişilik ise “ego” olarak adlandırılır. İnsanın en büyük yönlendiricisi bu egodur. Onun tesirinde kalır, onunla beraber hareket ederiz. Egomuz zaman zaman bize telkinlerde bulunur, bizi olumlu veya olumsuz bir duyguya, düşünceye, sanıya vardırır. Kısacası ego, insanoğlunun yaşam serüvenindeki en büyük arkadaşıdır, diyebiliriz.

  Esasında özgüven ile ego birbirinden bağımsız ögeler değildir. Herkesin özgüveni, egosunun içinde bir yerlerde saklıdır. Eğer onu doğru bir şekilde yönlendirebilirsek tam anlamıyla bir özgüvene sahip oluruz, diğer türlüsünde egonun salt benci yönü bizi etki altına alır. Tıpkı ego sözcüğünün sözlük anlamındaki gibi yalnızca “ben” demeye başlarız. Dünyanın bizim etrafımızda döndüğü sanısına varırız. Peki egonun bu salt benci bakış açısıyla, kişisel motivasyon kaynağı olan ve aynı zamanda olaylara rasyonel ve mantıklı bir biçimde yaklaşmamızı da sağlayan özgüvenimizi nasıl ayırt edebiliriz? Bu konuyu açıklarken başvurulacak en güzel yöntemin, tıpkı Montaigne gibi, önce kendimizi tanımak olduğunu düşünüyorum.

  Ben katıldığım veya bir şekilde içinde bulunduğum her türlü organizasyonda en iyi ve en başarılı olmak isterim. Bu bağlamda değerlendirirsek, karakter olarak, kendine inancı ve “özgüveni” yüksek ama aynı zamanda “egosu” tarafından olumsuz yönlendirilmeye de müsait biriyim.  Şöyle söyleyeyim, deneyip başaramadığım veya henüz hiç girişmediğim işlerde benden daha başarılı olan insanları görünce iki farklı tutuma yönelebilirim: “Benim onlardan hiçbir eksiğim yok, aynısını ve hatta daha fazlasını ben de başarabilirim, başarmalıyım.” diye düşünüp kendimi geliştirmek için uğraşırım veya o kişiyi kendimce küçümser ve zaten ondan daha başarılı biri olduğuma kendimi inandırırım, böylelikle kolay yolu seçmiş olurum. Ego ile özgüven arasındaki belirleyici nokta burada ortaya çıkıyor. Egoyu iyi bir şekilde yontar ve ileriye doğru atılacak bir adım için basamak olarak kullanabilirsem, onun özgüven kısmını kullanmış ve kendim için bir yarar sağlamış olurum. İçimde bulunan hırs ve inanç beni kamçılamış olur. Öte yandan, eğer ego, benliği haddinden fazla büyütme ve karşıdakini küçük görme biçimini alırsa, katı bir kibir olmaya başlar. Eksik yönleri görmem veya görmek istemem, başkalarının başarılarını küçümsemeye başlarım. Bu tutum ise son raddede, kıskançlık beslememe yol açar. Yani egonun kibir şekline yontulması, hem egonun benim adıma sahip olduğu motivasyon kaynağını yok eder hem de ileri doğru yol alma potansiyelimi ortadan kaldırır. Böylelikle egonun bir araç değil amaç olarak kullanıldığı durumlarda, özgüven potansiyelini kaybedip kişiye zarar verdiğini ya da en azından yararlı olmasını engellediğini söyleyebiliriz.
Yani kısaca özgüven, kendini tanımaktır. Yapabileceklerini, yapamayacaklarını, geliştirilmesi gereken yönlerini, kişisel hedeflerini vb. bilmektir. Ego ise bu etmenlerin hiçbirini göz önünde bulundurmadan, yalnızca kendine dair özellikleri önemsemek ve buna müteakiben mağrurca bir davranış kalıbı içine girmektir.

  Diğer bir nokta ise bu ikilinin insan ilişkilerindeki yansımasıdır. Yazının başında belirttiğim, egonun salt benci bir hal alması, çevremdeki durumlara karşı da alıngan, narin ve zaman zaman öfkeli oluşuma yol açar. Biri tarafından bana yapıcı bir eleştiri yapıldığını varsayalım. Bu durumda eğer egom baskın durumdaysa, karşıdaki kişinin niyeti ne kadar iyi olursa olsun ben onu eksik yönlerimin daha iyi olması için iyi niyetli bir söylem olarak değil, bizatihi şahsıma edilmiş bir hakaret olarak algılayacağımdır. Çünkü ego bana bir nevi (ve sanırım egosu baskın çıkan herkese) “dünyanın benim çevremde döndüğü” sanısını verir. Ne kendim olumsuz yönlerimi görmeye hazırımdır ne de başkalarının o şekildeki söylemlerine katlanabilirim. Benliğimde saklı olan aşırı gururumdan bir duvar yaratırım ve o duvarın arkasında kendi dünyamın yalanlarıyla baş başa kalırım. Özgüvenim baskın durumdayken  ise, bunun tam tersi bir davranış içerisinde olurum. İnsan ilişkilerinde, en doğru ve en iyi modelin ben olduğum düşüncesiyle hareket etmem. Kişisel özelliklerimin bütünüyle farkındayımdır ve bunun sonucu olarak karşıdan gelen söylemlere karşı hırçın bir tavırla yaklaşmam. Bu doğrultuda da eleştiriye açık olurum. Çünkü bilirim ki kimse mükemmel değildir, daha iyi düzeye çıkarılabilecek yönlerim daima vardır ve bunu yapmanın en temel yollarından biri, beni dışarıdan bir gözle değerlendirebilen kişileri dinleyip onların söylediklerinden dersler çıkarmaktır.

  Yaşamımda özgüven ile ego arasındaki farkı belirleyen en belirgin davranışlarımdan biri ise, elde ettiğim şeyler karşısında takındığım tavırdır. Hemen her türlü durumu düşünebiliriz. Biraz daha açayım. Örneğin, son aylarda liselerarası münazara yarışmalarına merak sardım, üniversite sonuna kadar sürekli katılmayı düşünüyorum. Gerçekten çok sevdim ve bu konuda özgüvenim yüksek, başarılı olabileceğimi de biliyorum. Zaten şu ana kadar yeni başlayan birine göre gayet iyi dereceler elde ettim. Buraya kadar sorun yok. Özgüven başarı yolunda itici bir güç sağlıyor. Ancak bunun yanı sıra, eğer benden daha iyi olanları çekememeye kadar varırsa, özgüven egoya dönüşmüş olur. Kendi adıma bu raddeye geldiğimi birçok kez gördüm. İşte o ince çizgi, “başarılı olabilirim” mantalitesi ile “en iyi benim” mantalitesi arasında bir yerde bulunuyor. Aşılmaması durumunda başarı şansını körüklerken, aksi takdirde ego devreye giriyor.

  Özetle, ego bencil ve muhafazakar; Özgüven ise paylaşımcı ve yenilikçidir. Yaşamın içinde mutlu olmanın yolu hepimizin az veya çok sahip olduğu egoyu yönetmeyi bilmekten geçer. Metnin önceki bölümlerde söylendiği gibi, onun içinde bulunan “özgüven” potansiyelini çekip çıkarmalıyız. Çünkü egosunun altında ezilen insan ne mutluluğa ulaşır ne de hayattaki emellerine…