..




Yaşamınızda öz güven ile ego arasındaki farkı oluşturan hangi özelliklerinizdir ?

Yazar Rumuzu: zeyn2560
Eser Sıra Numarası: 170217eser22


                                                                                  MERDÜMGİRİZ

  Ay’ın donuk ışığı gecenin karanlığına perde düşürürken viran şehirlerin uğultusu yankılanıyordu sokaklarda. Vakur duruşlarıyla dantel misali dizilmişti mezar taşları. Siluetlerin vaveylaları yıldızların işgal edilişiyle dans ediyordu adeta. Sükunetini koruyan matem dolu ıstıraplar ruhunun ücra köşelerine nakşoluyordu. Boğazında bir sükut misali dizilen kelimeler miskalle çıkıyordu dudaklarından. “Seni çok seviyorum, anneciğim.” Yüreği fütursuzca kelam etmekteydi küçüğün. Kırçıl saçlarının sakındığı alnını kırıştırdı kadın ve gözlerini gezdirdi gazetesinde. “Bugün bana masal anlatacak mısın?”

  Küçük kız dans ederken “Yemeğimi yedim. Masal anlatman da ödülüm olsun mu?” dedi. Annesine baktığında usulca dudaklarını büzüp dans etmeyi bıraktı ve yutkundu. “Bugün çok yoruldun, özür dilerim anneciğim. Masal anlatmana gerek yok, okşasan da olur. Öyle uyurum hemen.”  Kadın kemerli burnunu sıkıp okuduğu gazetenin sayfasını çevirdi. “Beni duymuyor musun?” Sedirden kalkıp annesinin yanına gidip minik ellerini onun kırışık avuçlarının içine aldı. “Beni neden duymuyorsun? Ölmedim, bak buradayım ben.” Gözlerindeki buğu etrafı bulanıklaştırırken gözlerini yumdu birkaç saniyeliğine. Küçük kız ufak kollarıyla annesini belini kavradı. Yaşlar yanaklarında yol alıyordu. Hıçkırıklar düğümlenen boğazından sökülürken yalnızlığın miras bıraktığı gözyaşlarıyla kalakalmıştı yine. Gitmişti annesi.

  Titrek nefesler eşliğinde elindeki ayıcığıyla çömeldi. Sıkı sıkı sarıldı ona sanki kimse saramayacakmış gibi. “Sen beni duyuyorsun değil mi Lilo?” Sesi çatallaşmış sonlara doğru kısılmıştı. Lilo’nun elini açıp usulca kendi yanağını okşuyordu. Buruk bir gülüş yerleştirdi suratına.
“Sarılmadı, okşamadı. Sevmedi beni kimse Lilo.” Ürkek fısıltısı ruhunda feveran etmişti bile.

Yirmi Dört Yıl Sonra
   “Bu sen değilsin.” dedi histerik bir kahkaha atarken. Gülerken gözünden düşen yaş yanağında süzülürken gülmeye devam ediyordu. Mırıldandı. “Bu sen değilsin.” Yere yığıldı, kafasını kollarının arasına aldı. Anlam veremezken “İnsan, annesi ölünce anlar içindeki çocuğun hiç ölmeyeceğini, aklına geldikçe kahrolur bunu anlamakta neden bu kadar geciktiğini…” yazısı gözüne ilişti.

  “Kızma anne, ben halen çocuğum.” dedi fısıltıyla. “Sen benim keşfedemediğim karanlığım, gün yüzüne çıkaramadığım aydınlığımsın anne.”Çenesi takırdıyordu, kazağının kollarını sıkıca kavradı. Parmaklarını kırışmış yüzünde dolaştırdı. Karşısındaki aynaya sürünerek gitti, boynunu hafifçe kaldırdı. Aynaya dokunup yüzünü inceledi. Elleri titrerken parmaklarını kırışmış yüzünde gezdirdi. Gözleri bakımsız ellerine kaydı, parmaklarının derisi soyulmuştu. “İrileşti sızım ıstıraba dönüşeceğini bilmeden buruntu oluverdi.” Ağlamamak adına dudağını ısırdı, göğsü hızla kalkıp iniyordu. Aynada arkada oturan genci görünce gözlerini hiçsizliğe sabitledi.

  “Çıkarcısın.” Ona döndü aniden kadın ve gözünün önüne gelen asi buklesini kulağının arkasına sıkıştırdı. Ardından acı bir gülümseme yerleştirdi suratına. “Öyleyim.” dedi aynadaki yansımasına ters bir bakış atıp. “Kendi menfaatlerin için insanları kullanıyorsun. O yüzden yapayalnızsın.” Kaşını hayretle kaldırıp kahkaha attı anlamsızca. Birkaç dakika sessizliğin sesi olmaktansa çıt bile çıkarmadı kimse.
“Susma, konuş!” diye bağırdı kadın. “Neden beni duymuyorsun?” Titrek bir nefes aldığında kaşını çattı. Yanına gidip sarstı genci. “Ben kimim biliyor musun? Benimle konuşmak zorundasın, duydun mu?” Boynundaki damarlar kendini belli edivermişti.
”Eğer gerçek olsaydım senin gibi yalnız olmazdım.” dedi hayali.
“Ne?”
 “Sevgiye muhtaç bırakıldığın için böylesin bir de fakat bu, çıkarcı olabileceğin anlamına gelmiyor. Sürekli annen seni görsün diye uğraşırdın, görmezdi. Şimdiyse bunu arkadaşlarına yapıyorsun. Kendini övüyorsun, onlara kendini göstermeye çalışıyorsun ama yine yapayalnızsın. Kim yanında sürekli kendini öven ve insanları menfaatleri için kullanan birini sever ki? Oysa çıkar ilişkisine girmeden kendine güvensen özgüveni yüksek bir insan olurdun ve insanlar seni takdir ederdi çünkü özgüvenli insanlar düşmeyi de kalkmayı da bilir. Başaramadığında kıskanmak yerine hayalleri için çaba sarf eder. Çıkarcı olmasaydın ikisi arasındaki ince çizgiyi ayırt edebilirdin. Etrafına bak, özgüveni yüksek insanlar güçlüdür, kaybetmekten korkmaz.” Gencin söyledikleri Özgür’ün kafasının uçuk noktalarına mıhlanmıştı sanki. İnkar edercesine kafasını sallarken hayali yok olmuştu bile.
Kafasını kaldırıp kaybolan gencin oturduğu sandalyeye baktı beyhude bakışlarla. Çenesini sıkıp sandalyeyi tekmeledi. Bacakları kasılırken gülmeye başlamıştı. Gözleri son raddeye dek açıldı. 

  Tırnaklarını dudaklarına götürüp kemirmeye başladı. İnliyordu, vücuduna acı saplanmıştı. Uyuşmaya başlamıştı her yeri. Elleriyle kulaklarını kapattı. “Sus, sus. Ne olur sus!” Ağlamaya başladı, içindeki canavardan kurtulamıyordu. “Anne!” Sayıklarken gözleri kapanmıştı. Geriye kalan silikleşmiş bir sahne, perdeler kapanıyor ve ben uyanıyorum!